9 Mayıs 2012 Çarşamba

THE AVENGERS

Marvel'in yarattığı ve tüm dünyada büyük hayran kitlesi olan Hulk, Iron Man, Captain America, Thor süper kahramanlarının çizgi romanları sinemaya ne zaman aktarılacak diye herkes merakla bekliyordu, Marvel de bu büyük hayran kitlesi olan çizgi romanları sinemaya aktararak büyük bir gişe kazancı sağlamak istiyordu ama madem bu kadar büyük bir hayran kitlesi vardı film konusunu aceleye getirip hayal kırıklığı yaşatmak istemiyorlardı ki bu konuda haklılardı, harika çizgi karakterler sinemaya kötü bir şekilde aktarılırlarsa bu başarı gölgelenirdi.

Uzun bir planlamadan sonra ilk olarak Hulk(2008) çekildi Edward Norton'un Hulk'ı oynadığı film gayet başarılıydı ve iyi bir gişe yaptı, ardından Iron man(2008) çekildi bu sefer Robert Downey jr başroldeydi, Iron Man hulk'tan daha başarılı oldu, tabi bunda Downey jr'ın Iron Man karakterine uyumu ve ona kattığı özellikler etkili oldu, Iron Man o kadar sevildi ki yapımcılar Iron Man 2'yi çekmeye karar verdiler ve kadroya Black Widow karakteriyle Scarlett johansson eklendi, film ilkine göre daha az gişe yaptı ama bu 3. Filmin çekilmesini engel olması 2013'de Iron Man 3 ile karşımıza çıkacak Downey jr ve Johansson. Iron Man'den sonra Thor(2011)'a sıra gelmişti ve Thor'da Iron Man kadar olmasa da başarılı bir film oldu gişede de gayet iyiydi ki bu yüzden ikincisinin çekimlerine başlandı. Thor da çekilince geriye Captain America(2011) kalmıştı son olarak da geçen yaz o vizyona girdi, diğer filmlere göre en başarısız yapım o olsada diğerlerine göre daha çok sevildi Amerikada,  milliyetçilik duyguları taşıdığından dolayı, ama Amerika dışında yoğun eleştiri aldı, bu süper kahraman olamaz diye ki haklıydı bu eleştiriler, diğer 3 kahramanla karşılaştırdığımızda Captain America gerçekten çok sönük kalıyor bu eleştirilere rağmen Captain America'nın da 2.filminin çekimlerine başlandı.

Marvel sinema konusunda acele etmeyerek büyük bir başarı elde etti, 4 kahraman da gişe de o kadar iyi kazandırdılarki ikinci hatta üçüncü filmler çekilmeye başlandı. Marvel'in bu başarısında kahramanları oynayan oyunculardaki seçim de etkiliydi aslında, özellikle Iron Man ve Robert Downey jr aralarında en iyisi oldu ve dünyada en çok sevilende o oldu. Thor karakterini canlandıran Chris Hemsworth de gayet iyiydi, Hulk ve Edward Norton'a zaten kimse bir şey söyleyemezdi, sadece Captain America'yı canlandıran Chris Evans olmadı diyebilirim.

Marvel filmleri çekince ve büyük gişeler elde edince, herkes tarafından şu soru sorulmaya başlandı, bu 4 kahramanın bir arada olacağı bir film yapılacak mı? Bu soruların sorulacağını Marvel filmleri çekmeden önce biliyordu, ve filmleri çekmeden önce eğer istenen başarı kazanılırsa 4 kahramanın da yer alacağı bir film çekileceği planı yapılmıştı, zaten filmlerinin bitiminde dikkat ettiyseniz o büyük filmin ipuçlarıda veriliyordu, ilk başta yazdığım gibi Marvel filmleri çok dikkatli bir plan doğrultusunda çekmek için acele etmemişti ve filmlerin istediği gibi gişe yapması sonucunda asıl film için düğmeye basıldı, 4 süper kahramanın da olacağı THE AVENGERS'ın çekimleri için Iron Man-Robert Downey, Thor- Chris Hemsworth, Captain America- Chris Evans ile anlaşıldı sadece Hulk konusunda pürüz çıktı Edward Norton bu filmde oynamak istemeyince onun yerine Mark Ruffalo Hulk oldu, 4 süper kahramandan birinde fire verilmişti ama bu 4 süper kahramana iki tane daha kahraman eklendi biri Black Widow ile Scarlett Johansson diğeri Hawkeye ile Jeremy Renner oldu. 2012'nin en çok merak edilen filmlerinden biri olan THE AVENGERS uzun bir çekim aşaması sonucunda geçen hafta vizyona girdi ve Amerikada haftasonu gişe kayıtlarında rekor kırarak başladı haftaya ve 1.haftasını cuma dolduracak olmasına rağmen şimdiden en çok izlenen film oldu bile. 

Film Marvel'in de tahmin edemeyeceği kadar iyi başladı gişe de ama şunu da eklemek gerekiyorki kesinlikle bu başarıyı hakediyor film, bence tek süper kahramanlı filmlerin hepsinden daha iyi bir film olmuş, oyunculuKlar bile daha iyi diyebilirim, 4 süper kahramanda gayet başarılı demek isterim ama Captain America maalesef bu filmde de vasat, zaten filmin eleştirilebilecek tek yanı da o bence. Bu 4 süper kahramana eklenen Black Widow ve Hawkeye da çok iyi uyum sağlamışlar ve 4 süper 2 tane de normal kahramanın oluşturduğu THE AVENGERS harika bir film olmuş, bu 6 kahramana övgülerimizi sunarken kötü adam Loki karakterindeki Tom Hiddleston'un da çok iyi olduğunu ekleyelim.

Film zaten çok iyiyken 3D olarak da seyirciyi etkilemeyi  başarıyor ve bence Avatar'dan sonra çekilen en iyi 3D film olarak sinema tarihine geçiyor. THE AVENGERS 1 hafta gibi kısa bir sürde o kadar başarılı oldu ki, ben bu yazıyı yazarken Marvel'den ikinci filmin çekileceği açıklaması geldi.

Yazımı bitirirken küçük bir not eklemek istiyorum, bu zamana kadar sinemada iki kere gittiğim film sayısı çok azdı ama 3 kez gittiğim film hiç yoktu, sanırım THE AVENGERS'a 3.kez gideceğim, siz de bu sinema ziyafetini sakın kaçırmayın derim.

30 Nisan 2012 Pazartesi

BEŞİKTAŞ AVRUPA ŞAMPİYONU

Dün gece ülke tarihinde çok önemli bir gündü, çoğu kişi 3.kupa diyerek burun kıvırabilir ama şunu unutmamak gerekir, bir Türk takımının Avrupa'da kupa aldı ve bunu tüm Dünya duydu.  Sezon başına dönelim ve bu kupaya gidiş öyküsünü az özetleyelim. Nba'de Lock-out olunca ajanslara şöyle bir haber düşmüştü, Beşiktaş Nba'in en iyi 3 guardından biri olan Deron Williams ile görüşüyor, ilk başta kimse buna inanmadı, evet bi sene önce Allen Iverson gelmişti ama Iverson geldiğinde kariyerinin sonundaydı, formsuzdu, bitikti, Deron ise hem genç hem de All star bir guard'dı dolayısıyla bu habere kimse inanmadı ama 3 hafta içerisinde Deron Beşiktaş'a imza attı ve Türkiye'ye geldi, ardından Semih Erden alındı ve Beşiktaş Ergin Ataman liderliğinde çok iyi bir kadroyla sezona başladı. Hedef hem lig hem de Avrupa'da kupaydı, Avrupa'da ikinci kupada başladı Beşiktaş sezona ama daha ön elemelerde elenerek büyük bir hayal kırıklığı yarattı, Favori olarak başladığı bir kupada gruplara kalamayınca Beşiktaş soru işaretleri de oluştu doğal olarak, Allahtan 2.kupada elenen 3.kupa olan Eurochallange'da devam ediyordu yoluna ve Deron'lu Beşiktaş bu kupanın açık ara favorisi olarak başladı maçlarına, Deron daha 3.maçta 50 sayı atarak bu ligin ne kadar üstünde olduğunu kanıtlıyordu. Ligde ve kupada herşey yolunda giderken hatta ikinci bir Nba oyuncusu Lamar Odom'la anlaşılmışken aniden Lock-out'un bitmesi ve takımın en önemli iki oyuncusunun Nba'e dönmesiyle, Beşiktaş acilen bir B planı yapmak zorunda kalıyordu, bu arada medyada da çoğu kişi olmak üzere büyük bir çoğunluk Deron ve Semih'in gitmesiyle Beşiktaş'ın küme düşmemeye oynayan bir takım haline geleceğini söylüyordu, Ergin Ataman Deron ve Semih'in gitmesiyle yerlerine çok iyi iki adam buldu Arroyo ve Pops Mensah Bonsu, ikisi de Nba patentli ve kariyerli oyuncular olan Arroyo ve Pops Beşiktaş'a o kadar çabuk uyum sağladılar ki takım Deron ve Semih'in gidişiyle gücünden hiçbirşey kaybetmedi, hatta Pops Semih'ten çok daha faydalı oynuyordu. Yine herşey yoluna girmişken bu sefer zaten sınırlı olan yerli rotasyonunun en iyisi Can'ın sakatlanması tüm moralleri bozuyordu, Can'ın sezonu kapatmasıyla rotasyon iyice daralmış oldu derken Arroyo da sakatlandı, bu sefer sakatlıklarla uğraşmak zorunda kaldı takım. Derken Türkiye kupası başladı, tarihinde hiç Türkiye kupası olmayan ve 3 kere finalde kaybeden takım, bu kupayı almak istiyordu ama bu kolay olmayacaktı, hem 3 günde 3 maç yapmak zorundaydı hem de rakiplerine göre kadrosu ve rotasyonu çok dardı, ilk maç kendisine göre zayıf olan Aliağa Belediyesiyleydi, rahat kazanması beklenen maçta çok zorlandı ama kazanmasını bildi Beşiktaş, yarı finalde bu sefer Galatasaray çıktı karşısına ve favori Galatasaraydı, Serhat Çetin'in son saniye üçlüğüyle uzatmaya giden maçı enerjilerininin maksimumunu vererek kazandılar ve finale çıktılar, finalde ise rakip Banvit'ti, Banvit oyun yapısı gereği ters bir rakipti ve ilk iki gün çok yorulmuştu takım ama buraya kadar gelip burada bırakmak yakışmazdı ve öyle de oldu Banvit'i de çok zor bir mücadele sonrası yenerek tarihinde ilk Türkiye kupasını kazandı Beşiktaş. Sezonun ilk kupası gelmişti şimdi hedef Avrupaydı, ve orda da final four'a kalındı, Alman takımı Artland Dragons'u 2 maçta da yenerek final four'a kaldı Beşiktaş, final four'da ilk rakip ev sahibi Macar takımı oldu, Olaj Beşiktaş'a göre zayıf bir rakipti ama ev sahibi olmanın verdiği avantaj ve güvenle oynadı, mutlak favori Beşiktaş olsa da maç hiç öyle geçmedi, baya zorlandı, rakip Beşiktaş'ın oyununu çok iyi bozdu, oyuncularda günlerinde olmayınca maç sıkıntıya girdi, ve rakip direnç kazandı, Semih gidince yerine alınan POPS'un insan dışı performansıyla zorda olsa maçı 64-60 kazandı Beşiktaş ve finale kaldı, rakip Fransa ikincisi Elan Chalon'du ve ilk maçta çok rahat kazanarak finale çıkmıştı. Fransız ekibi dış atışları çok etkili bir takımdı ve maçı hiç bırakmayan bir karakteri vardı. Final maçı çok iyi başladı Beşiktaş açısından ve 17 sayı öne geçti, artık herşey bitti kupa geliyor havasına girince oyuncular, Elan Chalon karakterini sahaya yansıttı ve 17 sayıdan geri gelerek 2 sayı öne geçti daha 3.çeyreğin başında, genelde geriden gelen takım ivme kazanır, farkı koruyamayan takımın morali bozulur ki bozuldu da ama ilk maçı adeta tek başına kazanan POPS çıktı meydana ve bu maçı bırakmaya niyetim yok diyerek pota altında adeta tek başına savaştı, POPS'un bu karakterli oyununa ERCEG'de ayak uydurdu ve Beşiktaş'ı iki uzun oyuncusu sürükledi maçın sonuna kadar. Son 2 dakikada bu iki oyuncunun karakterli oyununa Arroyo da ayak uydurunca Beşiktaş maçı kopardı ve Avrupa'da tam 16 sene sonra (1996'da Efes Pilsen Koraç kupasını kazanmıştı) bir Türk takımı kupa kazandı. Yazımın başında da yazdığım gibi evet bu kupa Avrupanın 3.Kupası ama her sene Eurolig'de gruplarda elenmektense Eurochallange kupasını kazanmayı tercih ederim ve herkeste bunu tercih eder diye düşünüyorum. Beşiktaş'ın bu başarısında tabi ki aslan payı koç Ergin Ataman'ın ona da yazımızın sonunda bir parağraf açmazsak ayıp etmiş oluruz. Ataman yapı itibariyle kırılgan bir kadrosu olan takımı çok iyi yönetti ve bir arada tuttu, Deron gittiğinde B planını çok hızlı bir şekilde devreye soktu, zaten taktik ve teknik olarak müthiş bir deha olan Ataman bu dehasını oyuncuları kaynaştırma ve takım olmada da çok iyi kullandı ve böylelikle bu dar rotasyonlu kadro iki kupa kazandı. İki kupa kazanan ve özgüveni de yerine gelen Beşiktaş şimdi bu senenin en zor hedefine kilitlenmiş durumda, o da tabi ki TÜRKİYE ŞAMPİYONLUĞU, eğer bu kadro Ergin Ataman önderliğinde bunu da başarabilirse, Beşiktaş tarihine altın harflerle kazınır, başarabilirler mi derseniz, ben o inancı hepsinin gözünde görüyorum.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Twitter ve Detoks

Burayı sadece bir sinema blogu olarak kullanmayacağım, nede olsa kimse iplemiyo ben ne istersem onu yazarım, benim sayfam ne de olsa burası, twitter yazmak istedim mesela şu an.
Evet bazen yazıyoruz twitter eskisi gibi değil diye ama bunu bugün ciddi anlamda anladım, gerçekten ilk çıktığında çok samimi bir ortam vardı ama nerde bokluk orda çokluk olayı, twitter'dan bugün ciddi anlamda soğudum, hesap kapamam çünkü ben istediğim zaman ordan uzak kalacak iradeye sahibim ama yine de kapamayı da düşünmedim değil, saat 23.20 gibi girdiğimde twitter'a hash tag olarak şu üç boktan kelime vardı: türk kızı, ayıp şarkılar ve bence seks, boktan derken twitter kullananlar ne demek istediğimi anladı.
Mesela ilkinden başlayalım türk kızı hash taglerini okudum belirli bir süre, hakaretler mi istersiniz, aşağılamalar mı istersiniz, küfürler mi istersiniz maşallah hepsi vardı, bu hakaret, küfür yazanların anneleri de zamanında türk kızıydı ve bunların %90'ı bir türk kızına aşık olmuş ve bundan sonra yine aşık olacak kişilerdi, bana ne yani eğlenmeyelim mi diye sorabilirsiniz tabi ki eğleneceğiz, hatta ben hep derim twitter'ı fazla ciddiye almamak gerekli diye, oraya stress atmak için girmek en güzeli ama seviyeyi de korumak gerekir diye düşünüyorum.
Çok samimi ve güzel insanlar da tanıdım twitter'dan ve eminim ki tanımaya devam edeceğim, çok da güzel bir yer orası ama maalesef çoğu insan orda doğal değil, eskisi gibi olmamasının sebebi de bu zaten, eskiden herkes kendisiydi, kasmadan yazar, eğlenirdi ama şimdi, şimdi maalesef tribünlere oynayan çok daha fazla, bu da popüler bir yer olmasından kaynaklanıyor tabi ki, ben alternatifini buldum twitter'ın ve şu an orda herkes çok samimi, umarım orası da bozulmaz ve hep öyle kalır.
Bazen detoks iyidir, ara vermek, kendinle kalmak, kendine vakit ayırmak önemlidir, size de tavsiye ederim, twitter'a en az 6 ayda, hiç olmadı sene de bir az ara verip detoks yapın, iyi gelecektir, daha iyi hissettirecektir. İyi geceler.

26 Şubat 2012 Pazar

And The Oscar Goes To...


Veee büyük gün geldi bu gece saatler 03.30’u gösterdiğinde Dünyanın en büyük showu olan Oscar töreni başlayacak ve 2011'in en iyileri ödüllerini alacak. Dünyanın en büyük showu olduğu gibi en prestijli ödülü de Oscar ödülüdür, her oyuncunun, yönetmenin, yapımcının en büyük hayali Oscar kazanmaktır.

Bu sene gerçekten çok çekişmeli bir sene oldu, son 10 senenin en iyi yılı oldu sinema açısından ve dolayısıyla bu gece inanılmaz çekişmeli ve favorisiz bir tören izleyeceğiz e bu da heyecanı arttıracak, ayrıca Oscar töreni denilince akla gelen ilk kişi olan efsane Billy Crystal geri döndü ve geçen seneki skandaldan sonra bu sene harika bir show izleyeceğimizin garantisini ben sizlere verebilirim.

Adayları değerlendirmiştik açıklandıkları zaman, filmler izlendi ve kimlerin kazanacağı belirlendi, az önce de dediğim gibi bu sene favori yok denecek kadar az, o yüzden baya zorlandım tercihlerimi yaparken, umarım bazı senelerde olduğu gibi hak etmeyenlere gitmez Oscar diyerek, tahminlerimi yazmaya başlıyorum.

Oscar'da ödül verilen 24 dal var bunlardan 3'ü kısa film, belgesel ve animasyon dalları ve maalesef onları bulup izleme gibi şansımız yok o yüzden kalan 21 dal için yapacağım tahminlerimi.

Ana dalları en son yazayım da heyecan artsın, gerçi direk alta inip bakabilirsiniz tabi ki o da size kalmış ama bence hepsine göz gezdirmekte fayda var.

En İyi Ses Miksajı: Tek favori Hugo, rakibi de yok bu dalda.

En İyi Ses Kurgusu: Bu dalda da Hugo diyorum, çok sürpriz olursa Transformers diyebiliriz ama sanmam sürpriz olacağını, Hugo rahat kazanır.

En İyi Görsel Efekt: Ben belki de biraz duygusal olarak Rise of the Planet of the Apes diyorum, kazanır mı bence kazanır ama rakipleri de güçlü Real Steel ve Transformers alırsa da sürpriz olmaz ama bence Rise of the Planet of the Apes alacaktır.

En İyi Makyaj: Bu dalda 3 aday var ve 3 aday da favori, yani 3 filmde de gerçekten harika makyajlar yapılmış ama her ne kadar diğer iki filme saygı duysam da Merly Streep'i Margeret Thatcher'a benzeten makyözler için The Iron Lady kazanır diyorum.

En İyi Kostüm: Her sene bu dalda ödülü İngiliz Kraliyet filmleri alır ama bu sene öyle bir film yok o yüzden The Artist bu ödülü kimseye bırakmaz.

En İyi Sanat Yönetmeni: Tek favori Hugo, rahatça kazanır.

En İyi Kurgu: The Artist bu dalda tek favori ve kazanacaktırda ama The Girl With Dragon Tattoo kazansa ve herkes şok olsa keşke.

En İyi Şarkı: Bu sene bu dalda sadece iki aday: The Muppets ve Rio. Akademiyi bu konuda eleştirmek istiyorum 5 aday yapabilirlerdi diğer dallar gibi, 2 aday olması gerçekten bu dal için çok kötü olmuş zaten iki adayın olduğu bu dalda favori The Muppets.

En İyi Müzik: The Artist'in kazanacağı bolca ödülden biri de bu olacaktır, rakibi yok bu dalda.

En İyi Belgesel: Ben şahsen Pina'nın almasını istiyorum ama alır mı? Zor, bir Alman belgeseline karşı 4 Amerikan belgeseli, Akademi bu dalda sanattan daha çok gerçek belgesellere şans veriyor, Pina müzik ve dansın birleştiği harika bir belgesel ve bence kazanmalı ama sanırım ya Undefeated ya da Paradise Lost 3: Purgatory kazanacak, umarım sanat kazanır ve Pina bu dalda iki favoriyi geçerek En İyi Belgesel Oscar’ını kazanır.

En İyi Animasyon: Bu dalın tek favorisi Rango, harika bir animasyon olmuş ve rakipleri gerçekten onun karşısında çok vasatlar, o yüzden sürpriz olmaz ve Rango kazanır.

En İyi Görüntü Yönetmeni: Tartışmasız The Tree of Life almalı bu ödülü, rakibi bile olmamalıydı direk verilmeliydi diyorum, o kadar iyi bir iş çıkarılmış filmde, yine de sürpriz olursa The Artist yapar bu dalda sürprizi.

En İyi Yabancı Film: 2011'in en iyi filmleri arasına da soktuğum ve hatta eğer İran filmi olmasaydı çok daha fazla adaylık alabileceğine inandığım A Separation kazanır, son senelerde çekilen en iyi Avrupa filmi. Diğer adaylar sadece adaylıklar dolsun diye aday yapılmış bu dalda, A Separation çekilmeseydi bir rekabet olabilirdi.

En İyi Uyarlama Senaryo: Bu dalın favorisi The Descendants, sürpriz yapsa yapsa Hugo yapabilir.

En İyi Orjinal Senaryo: Eğer bu dalda adaylar arasında Woody Allen varsa diğer adaylara bakmam bile, Midnight İn Paris ile Woody Allen kazanır ama bi haksızlık yapılmak istenirse The Artist'e verir Akademi.

En İyi Yönetmen: Benim duygusal favorim Hugo ile Martin Scorsese, ama maalesef The Artist ile Michel Hazanavicius alır, umarım sürpriz olur ama zor.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Oscar'a gelene kadar kazanmadık ödül bırakmayan Octavia Spencer Oscar'ı da bırakmaz. The Help filminde Minny rolüyle harikalar yaratmıştı Spencer ve bu ödülleri de haketti fazlasıyla.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Aynı Spencer gibi Oscar'a gelene kadar tüm ödülleri toplayan Christopher Plummer 83 yaşında o çok istediği Oscar'ına kavuşacak.

En İyi Kadın Oyuncu: Bu dalda aday olan 5 oyuncu da müthiş işler çıkarmışlar, hatta ben bu 5 oyuncuya We Need to Talk About Kevin filmi ile Tilda Swinton'u da eklerim, bu 6 oyuncu da bu sene en iyi kadın oyuncu oscarını hak ettiler ama maalesef bu ödülün bir kazananı olacak, ya Meryl Streep alacak ya da Viola Davis, ben her ne kadar Streep'in almasını istesem de hak eden tarafın Davis olduğunu düşünüyorum ve geçmişteki yazılarımda söylediğim isteğimi yeniliyorum keşke akademi 69 senesinde yaptığını yapsa (1969 yılında Barbra Streisand Funny Girl, Katherine Hepburn de The Lion in Winter ile En iyi Kadın Oyuncu Ödülünü kazandılar ve bu Oscar tarihinde ilk oldu) ve hem Davis'e hem Streep'e verse ödülü, yapılmayacak şey değil, ne dersiniz olur mu böyle büyük bir sürpriz, inşallah olur çünkü hangisi alırsa diğerine üzüleceğim.

En İyi Erkek Oyuncu: Bir tarafta Hollywood'un en iyi jönlerinden George Clooney diğer tarafta The Artist filminin büyük bir fenomene dönüşmesinde aslan payının sahibi Jean Dujardin, Clooney mi? Dujardin mi? Şu an ödül ortada, bir favori yok hangisi kazanırsa sürpriz olmayacak, Screen Actors Guild'i kazanarak Dujardin bir adım öne geçti aslında ama Amerikan halkının Clooney sevgisi de tüm Dünya tarafından biliniyor, benim kanaatimi sorarsanız Clooney almalı derim ama Dujardin'e de haksızlık etmemek gerekir, En İyi Aktör Oscar’ını kimin kazanacağı sabah 6.30 gibi belli olacak, kim kazanır bilemem ama şu bir gerçek ki 24 dal arasında en çekişmeli geçecek dal bu dal ve dolayısıyla heyecanın en yüksek olduğu dal olarak bu senenin en çok merak edilen ve en gözde ödülü olacak.

En İyi Film: Gelelim en kıymetli ödül olan en iyi film ödülüne, The Artist buraya gelene kadar Golden Globe başta olmak üzere Bafta, Critics Choice ve dün gece Independent Spirits ödülünü de kazandı yani kısacası kazanmadık ödül bırakmadı ve dolayısıyla bu dalda rakibi yok. 2011'in en iyi film oscarını THE ARTIST kazanır ve oscar töreni biter.

21 dalda tahminlerimi yazdım bakalım kaç tanesi tutacak, umarım çok güzel bir show izleriz ve uykusuz kaldığımıza değer ki değeceğine eminim, saatler 00.00 olduğunda Ntv canlı yayına girecek ve Oscar heyecanı başlayacak, 1’de kırmızı halı başlayacak ve 3.30’da da ödül töreni ile heyecan doruklara ulaşacak, hep dediğim gibi bize bu harika showu hazırladıkları için EN DI OSKIR GOOZ TU The ACADEMY Of Motion Picture Arts and Sciences.

13 Şubat 2012 Pazartesi

En iyi AŞK filmleri

Madem yarın 14 Şubat, madem yarını St Valentine sevgililer günü olarak ilan etmiş, ben de benim en çok etkilendiğim 15 filmi sizlerle paylaşmak istedim.
Bu filmlerin hepsinde AŞK fazlasıyla var, kiminde çıkarsızca AŞK, kiminde platonik AŞK, kiminde aldatmalı AŞK, kiminde ise ölümsüz AŞK ama bu filmlerdeki AŞK'ların hepsi bu zamanda bulamadığımız GERÇEK AŞK.

Casablanca-1943

Brief encounter-1945

An affair to remember-1957

An officer and gentleman-1982

Dirty dancing-1987

Before sunrise ve before sunset-1995, 2004

Moulin rouge!-2001

Unfaithful-2002

Eternal sunshine of the spotless mind-2004

The notebook-2004

A momet to remember-kore filmi-2004

Wall-e-2008

500 days of summer-2009

Blue valentine-2010

Perfect sense-2011

1 Şubat 2012 Çarşamba

Screen Actors Guild Awards


Screen Actors Guild(sag)ödülleri iki gün önce açıklandı, sektör ödüllerinin en önemlisi sag'dır ve genelde Sag'ı kazanan oyuncular Oscar'da da oyunculuk dallarını kazanırlar, o yüzden önemi büyüktür bu ödüllerin Oscar yarışında. Ayrıca son 7 senede Sag'ı kazanan oyuncuların oscar'ı da kazandığını yazayım da bu ödülün oscar için ne kadar belirleyici bir ödül olduğu iyice anlaşılsın.

Gelelim kazananlara, 3 dalda kazananlar beklenilen adaylar oldu ama bir dal var ki kazanan açıklandığında tüm salon şok oldu, buna Tv başında ben de eşlik ettim. Önce beklenenleri yazalım.

En iyi yardımcı erkek oyuncu : Bu ödüle bu sene Christopher Plummer The Beginners filmindeki eşcinsel baba rolüyle resmen ambargo koydu, tüm ödül törenlerinde istisnasız bu ödülün kazananı hep o oldu ve Oscar'da da bu ödül için başka adaydan bahsetmek imkaansız, Plummer o çok istediği Oscar'ına 83 yaşında kavuşacak.

En iyi yardımcı kadın oyuncu : Aynı yardımcı erkekte olduğu gibi yardımcı kadında da kazanan önceden belliydi, The Help filmindeki harika performansıyla Octavia Spencer bu ödüle ambargo koydu ve her yerde bıkmadan kazandı, Sag'ı da kazandığına göre Oscar için hiç bir engel kalmadı Spencer için.

En iyi kadın oyuncu : Bu ödül iki kişi arasında gidip gelecekti Golden Globes'da Meryl Streep kazanmıştı ve burda da kazanırsa 3.Oscarı hayırlı olsun diyebilirik ama rakibi de sert kayaydı ve bu yarışı kolay kolay bırakacak biri değildi, The Help filmini alıp götüren adeta oyunculuk gösterisi yapan Viola Davis de en az Streep kadar Oscar'ı hak ediyordu ve Sag'ı kazanarak Oscar öncesi durumu eşitledi, Oscar için tahminimi sonra yazacağım ama iki oyuncu da bu sene Oscar'ı hakediyorlar o yüzden keşke 68 senesindeki gibi bir mucize olsa da ikisine de verilse Oscar.

En iyi erkek oyuncu : İşte tek süprizin gerçekleştiği kategoriye geldik, bu dalda ya Brad Pitt ya da George Clooney kazanacaktı herkes de öyle bekliyordu ki bi anda Jean Dujardin ismi açıklandı, salondaki herkes şok oldu bu ismin açıklanmasıyla, aslında sonradan düşündüğümde bu adam Cannes'da da en iyi erkek ödülünü kazandı, o yüzden o kadar da şaşırmamak gerekir ama özellikle Abd medyası dikkati tamamen iki starının üzerine çektiği için Dujardin'i biraz göz ardı ettik. Şimdi Oscar'da bu dal inanılmaz bir çekişmeye sahne olacak bir tarafta hollywood'un iki yakışıklı stari Clooney ve Pitt diğer tarafta Cannes ve Sag'ı kazanarak bu yarışta ben de varım diyen Fransız Dujardin, bakalım kim galip çıkıcak bu inanılmaz yarıştan.

24 Ocak 2012 Salı

Oscar adayları açıklandı

Az önce Oscar adaylıkları açıklandı ve sıcağı sıcağına adayları yazıp, değerlendirmelerimizi yapalım.

En iyi film adayları: 

The Artist
The Descendants
Extremely Loud and Incredibly Close
The Help
Hugo
Midnight in Paris
Moneyball
The Tree of Life
War Horse

Bu dalda kaç filmin aday olacağını kimse bilmiyordu 5-10 arası deniyordu, 9 yaptı aykırı akademi, The Tree of Life'ın adaylığı beni çok mutlu etti hak etti çünkü ama Extremely Loud&Incredibly Close'un adaylığına şok oldum, tamamen lobi ile adaylık kazandı, kesinlikle haketmedi aday olmayı. Onun yerine Tinker, Tailor, Soldier, Spy aday olmalıydı yada Drive. Onun dışında hakeden filmler aday olmuş.
9 adaylık olmasına rağmen yarış 3 aday arasında geçecek bu filmler: The Artist, Hugo ve The Descendants olacak.

En iyi erkek oyuncu adayları:

George Clooney-The Descendants
Brad Pitt-Moneyball
Jean Dujardin-The Artist
Gary Oldman-Tinker, Tailor, Soldier, Spy
Demian Birchir-A Better Life

Leonardo Dicaprio ve Michael Fassbender'in adaylık dışı kalması herkesi şaşırttı ama akademi sever böyle şokları, Leo ve Fassbender yerine listeye giren Demian Birchir A Better Life'da gerçekten çok iyiydi ama yine de Fassbender'i kesemezdi, Oldman ise Tinker, Tailor, Soldier, Spy'da adeta oyunculuk dersi vermiş o yüzden Leo yerine aday olması bence doğru karar.

En iyi kadın oyuncu adayları:

Glenn Close-Albert Nobbs
Viola Davis-The Help
Rooney Mara-The Girl with The Dragon Tattoo
Meryl Streep-The Iron Lady
Michelle Williams-My Week with Marilyn

Bu dalda en büyük şok We Need to Talk About Kevin ile harika bir oyunculuk sergileyen Tilda Swinton'un aday olamamasıydı, akademi onun yerine genç oyuncu Rooney Mara'yı tercih etti ve kesinlikle büyük haksızlık yaptı, diğer 4 aday zaten belliydi, ben belki Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Kirsten Dunst'ın akademi tarafından görülebileceğini düşündüm ama yanılmışım, keşke Swinton'u o kesseydi Mara yerine.
Bu dalda yarış iki aday arasında geçecek The Help ile Viola Davis ve The Iron Lady ile Meryl Streep, ben ikisinin de kazanmasını istiyorum, akademi 68'de yaptığıni yapıp yine iki oyuncuya en iyi kadın Oscarını verir mi? Neden olmasın.

En iyi yardımcı erkek oyuncu adayları:

Kennet Branagh- My Week with Marilyn
Jonah Hill-Moneyball
Nick Nolte-Warrior
Christopher Plummer-Beginners
Max won Sydow-Extremly Loud and Incredibly Close

En büyük süpriz Drive filminde harika oynayan Albert Brooks'un adaylık alamaması oldu, onun yerine genelde komedi rollerinde oynayan Jonah Hill'in Moneyball filmindeki ciddiyetini dikkate almış akademi, oysaki bu dalda iki favori vardı biri de Albert Brooks'du o aday bile olamadığına göre bu dalın galibi şimdiden belli Beginners filmindeki eşcinsel baba rolüyle Christopher Plummer.

En iyi yardımcı kadın oyuncu adayları:

Berenice Bejo-The Artist
Jessica Chastain-The Help
Melissa Mccarthy-Bridesmaids
Janet Mcteer-Albert Nobbs
Octavia Spencer-The Help

Bu dalda hiç süpriz yaşanmadı tahmin edilen oyuncular aday oldular, The Help filminden iki aday çıktı ve bu iki adaydan biri bu dalın kazananı olacaktır, Octavia Spencer Chastain'e göre bir adım önde.

En iyi yönetmen adayları:

Woody Allen-Midnight in Paris
Michael Hazanavicius-The Artist
Terrence Malick-The Tree of Life
Alexander Payne-The Descendants
Martin Scorsese-Hugo

Benim için sürpriz olmasa da bu daldaki tek sürpriz War Horse ile Steven Spielberg'in aday olamaması oldu, onun yerine ise the Tree of Life ile Terrence Malick aday oldu, iyi ki de oldu, Spielberg olsaydı haksızlık olurdu, diğer 4 aday beklenen adaylardı, bu dalda favoriler Scorsese ve Michael Hazanavicius.

En iyi animasyon filmi adayları:

Une vie de Chat
Chico&Rita
Kung fu Panda 2
Puss in Boots
Rango

En büyük sürpriz Golden Globe'u kazanan The Adventures of Tin Tin'in aday olamaması oldu, onun yerine Une vie de Chat aday oldu, her ne kadar Globe'u kazandı diye kızsamda Tin Tin'e aday olması gerekiyordu büyük haksızlık oldu bu. Bu dalın tek favorisi Rango, globe'u Tin Tin'e kaptırdı ama oscar'da rakibi bile yok.

En iyi yabancı film adayları:

Bullhead-Belçika
Footnote-İsrail
In Darkness-Polonya
Monsieur Lazhar-Kanada
A separation-İran

Bu dalda ilk 9'a kalamayan Lübnan yapımı Where do we go Know? benim için büyük şok olmuştu, onun dışında ilk 9'a kalan filmlerden Alman yapımı Pina'nın ilk 5'e kalacağını düşünüyordum ama Akademi onu en iyi belgesel dalında aday göstermiş ve aslında doğru olanı yapmış, bu dalda kazanan çoktan belli geri kalan 4 aday sadece ona eşlik etmek için adaylar. 2011'in en iyi filmlerinden olan A SEPARATION yabancı oscarını kesin kazanacaktır.