24 Ağustos 2014 Pazar

2014'E DAMGASINI VURACAK FİLMLER


Her sene bu zamanlarda yaptığım gibi bu sene de yıla damgasını vuracak filmleri kısaca yazmak istiyorum, malum sinema sezonu her sene Eylül’de açılır, en baba filmler, oscar adayları Eylül’den sonra teker teker vizyona girerler, bu sene de birbirinden güzel ve kaliteli yapımlar Eylül ayını beklediler vizyon için, şimdi 2014’e damgasını vuracak filmleri kısaca yazalım.

Birdman:

Amores Rerros, 21 Grams ve Babel üçlemesiyle kendini Hollywood’a kabul ettiren Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez İnarritu’nun yönettiği film bir zamanlar ikonik bir süper kahramanı canlandırmış bir aktörün hayatını anlatan bir kara komedi tarzında. Daha önceki filmlerinde göre çok farklı bir türde karşımzıa çıkıyor bu sefer İnarritu, filmin kadrosuda gayet başarılı, başta Edward Norton olmak üzere Zach Galifianakis, Michael Keaton, Emma Stone, Naomi Watts oynuyor, film şu an için çok erken olsa da oscar tahminlerinde ilk sırada yer alıyor.

Foxcatcher:

Capote ve Moneyball gibi gerçek hikayeleri sinemaya uyarlayan ve bu konuda gayet başarılı olan Bennett Miller bu sefer Foxcatcher ile karşımıza çıkıyor. güreşte hem dünya hem de olimpiyat şampiyonu olan kardeşler Mark ve Dave Schultz kardeşlerin hayatını anlatan bu film, kardeşlerin hayatının bir anda nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor, Schultz kardeşleri Channing Tatum ve Mark Ruffalo canlandırıyor ayrıca Steve Carell, Sienna Miller, Vanessa Redgrave de onlara eşlik ediyor. 

Unbroken:

In the Land of Blood and Honey filmiyle ilk yönetmenliğine imza atan ve bence ilk film için gayet başarılı olan Angelina Jolie’nin ikinci yönetmenlik deneyimi. Abd olimpiyat takımında da yarışan ve gayet başaırılı olan Louis Zamperini’nin hayat hikayesinin anlatıldığı filmde Zamperini'nin koşuculuktan 2.dünya savaşında tutsaklığa kadar giden hayatını acı bir şekilde izleyeceksiniz. 

Boyhood:

Before Sunrise, Before Sunset ve Before Midnight üçlemeleriyle sinema dünyasına harika 3 film kazandıran Richard Linklater 2014’e de Boyhood filmiyle damgasını vuracak gibi gözüküyor, annesi ve babası boşanmış bir çocuğun 6 yaşından 18 yaşına kadar süren hayatını beyazperdeye yansıtan Linkater, bu süreçte yaşananları filmde bizlere çok iyi anlatıyor, filmi 12 seneye yayarak çeken Linklater favori oyuncusu Ethan Hawke’ı bu filminde de baba olarak başrole koyuyor, anne rolünde ise Patricia Arquette’i izliyoruz.

Big Eyes:

En son 2012’de film çekip 2013’ü pas geçerek hayranlarını üzen Tim Burton 2014’te bomba gibi bir filmle tekrar hayranlarının karşısına çıkıyor, kendine has sinemasıyla çok farklı bir hayran kitlesine sahip olan burton’un son filmi Big Eyes’ta Amerikalı ressam Margaret ve Walter Keane’in gerçek hikayeleri anlatılıyor. Amy Adams, Christoph Waltz, Jason Schwartzman’ın oynadığı film bu senenin merakla beklenen filmlerinden biri.

Selma:

Martin Luther King ve Lyndon Baines Johnson’un Amerika’yı değiştiren sivil haklar yürüyüşlerini konu alan film, her sene en az 2-3 tane çekilen özgürlük temalı filmlerin 2014 versiyonu, kadrosunda Tim Roth, Giovanni Ribisi ve Cuba Gooding Jr’ın oynadığı film özgürlük mottosuyla bu sene oscarlarda bir şekilde adaylar arasına girecektir diye düşünüyorum.

Fury:

2014’ün en iyi savaş filmi olacağını düşündüğüm fury, 2.dünya savaşının son günlerini konu alan, 5 kişilik küçük bir asker grubunun zırhlı tanklarıyla nazi kuşatmasına direnmesini anlatıyor. filmin başrolünde Brad Pitt yer alıyor, Pitt’e Shia Lebouf ve Logan Lerman eşlik ediyor, uzun zamandır kaliteli bir savaş filmi izlemediğimizi düşündüğüm için Fury’nin 2014’ün en iyi filmlerinden biri olacağını düşünüyorum.

Interstellar:

2014’ün en çok merak ettiğim filmi şüphesiz ki Interstellar çünkü yönetmeni benim için şu ana kadar çektiği filmlerin bir tanesini bile çekseydi zaten efsane olacak olan Christopher Nolan. bu zamana kadar çektiği Memento, Batman serisi(Begins, The Dark Knight, The Dark Knight Rises) Insomnia, The Prestige ve Inception ile bırakın kötü filmi iyi film çekmem çok iyi film çekerim diyen Nolan bakalım yeni filmi Interstellar’da bizleri nasıl şaşırtacak, yine nasıl bir damga vuracak sinemaya. Geçen senenin oscarlı aktörü Matthew Mcconaughey ve  bir önceki senenin oscarlı aktrisi Anne Hathaway’in başrollerini paylaştığı filmde bu ikiliye Casey Affleck, Jessica Chastain, Topher Grace ve efsane oyuncu Michael Caine eşlik ediyor. 7 kasımda vizyona girmesi gereken Interstellar’ı merakla hatta çok büyük bir merakla bekliyor tüm sinemaseverler.

Gone Girl:

Se7en, Fight Club başta olmak üzere bir sürü başyapıtı bulunan David Fincher 3 sene ara verdiği yönetmenlik koltuğuna 2014’te tekrar otuyuror ve bizleri polisiye gerilimin içine sokuyor. Evliliklerinin 5.yılını kutlayacakları gün eşinin ortadan kaybolması ve sonrasında eşinin ortadan kaybolmasıyla ilgili suçlanan adamın hikayesini anlatan filmde, Fincher seyirciyi hem geriyor hem de bolca şaşırtıyor. Kadrosunda Ben Affleck, Rosamund Pike, Neil Patrick Harris ve modellikten beyaz perdeye geçen Emily Ratajkowski’nin olduğu gone girl, bu senenin en dikkat çeken filmlerinden biri olarak göze çarpıyor.

Inherent Vice:

Boogie Nights, Magnolia, There will be Blood ve The Master gibi kült filmlere imza atan Paul Thomas Anderson’un yeni neslin önemli yönetmenlerinden biri olarak her zaman filmlerine ayrı önem verdiğim yönetmenlerden biridir. Yeni filminde Anderson 1980’lere götürüyor bizi ve Los Angeles’ta geçen hikayede bir özel dedektifin eski sevgilisinin kayıplara karışması üzerine onu bulmak için davaya atanmasını anlatıyor. Kadrosuna baktığımızda son derece önemli oyuncuların olduğu filmde Josh Brolin, Reese Witherspoon, Benicio Del Toro, Owen Wilson ve Joaquin Phoenix en az yönetmen Anderson kadar bizi heyecanlandırıyor.

The Imitation Game:

Ünlü matematik dehası Alan Turling’in hayatının anlatıldığı filmde Turling’i Sherlock dizisiyle bir anda tüm kızların hayran olduğu ingiliz oyuncu Benedict Cumberbatch canlandırıyor. 2.dünya savaşında nazilerin şifreli haberleşmelerini çözen Turling’in bu büyük başarısının anlatıldığı filmde Cumberbatch’e Keira Knightley eşlik ediyor.

Into the Woods:

2014’ün kadrosu en zengin, en eğlenceli ve en fantastik filmi olmaya aday filmi Into the Woods’un yönetmeni 2002’de oscar kazanan Chicago filminin de yönetmeni olan Rob Marshall, kırmızı başlıklı kız, sindrella, rapunzel gibi masal kahramanlarının hepsinin bir filmde olduğunu düşünün, işte bu film o film. Kadrosuna gelirsek Johnny Depp, Anna Kendrick, Emily Blunt, Chris Pine, ve Meryl Streep’in oynadığı film şüphesiz bu senenin en eğlenceli filmlerinden olacaktır.

The Theory of Everything:

Film, modern bilim ve tekonolıji tarihini değiştiren ingiliz fizikçi Stephen Hawking’in hayatının bir kesitini ele alıyor. biografi ve dram türünde olan bu filmde Stephen Hawking’i Eddie Redmayne eşi Jane’i Felicity Jones canlandırıyor, usta oyuncu Emily Watson’un da olduğu film, izleyenleri aşırı derece duygulandıracak hatta yeri geldiğinde ağlatacak bir dram.

American Sniper:

Önce Steven Spielberg’in yöneteceği açıklanan ama sonra Clint Eastwood’un yönettiği film, 1999-2009 arası sniperıyla 150 kişiyi öldüren amerikan deniz komandosu Chris Kyle’nin hayatını anlatıyor. Kyle’yi ünlü oyuncu Bradley Cooper canlandırırken, Sienna Miller ona eşlik ediyor. 

Rosewater:

The Daily Show’la tanıdığımız ünlü showman Jon Stewart’ın yönetmenlik koltuğuna ilk oturuşu ve İran asıllı gazeteci Maziar Bahari’nin 2009’daki iran seçimlerinden sonra tutuklanıp 118 gün hapis yatmasını anlattığı bir film. Filmde Bahari’yi Gael Garcia Bernal canlandırıyor ona İran’lı aktrisler Shohreh Aghdashioo ve Golshifteh Farahani eşlik ediyor.

Men, Women&Children:

Ünlü yönetmen Jason Reitman bu filminde lise çağında porno ve interneti keşfeden yeni neslin ebeveynleriyle olan ilişkilerini konu alıyor. Jennifer Garner, Adam Sandler, Rosemarie Dewitt ve Ansel Elgort’un oynadığı film Reitman’ın diğer filmleri Juno ve Thank you for Smoking gibi eğlenceli bir film olarak karşımıza çıkacak.

Wild:

Geçen sene Dallas Buyers Club ile son derece başarılı bir film çeken Jean-Marc Vallee’nin yönettiği filmde bir felaket sonrası hayatta kalabilmek için 1100 km yolu tek başına yürüyen Cheryl Strayed’in hikayesi anlatılıyor. Strayed’i oscarlı oyuncu Reese Witherspoon canlandırıyor ona Gaby Hoffman ve Laura Dern eşlik ediyor.

True Story: 

Son zamanların en başarılı aktörlerinden Jonah Hill ve James Franco’nun başrollerinde oynadığı filmde Christian Longo adında bir katilin kendini New York Times yazarı Michael Finkel olarak tanıtması ve hapse girdiğinde tek konuştuğu yazarın Finkel olması ve birbirinden garip ilişkilerin ortaya çıkmasıyla gayet eğlenceli bir film bizi bekliyor. Filmde Hill ve Francoya Felicity Jones ve Gretchen Mol eşlik ediyor.

Exodus: Gods and Kings:

Ünlü yönetmen Ridley Scott’un yönettiği Christian Bale, Sigourney Weaver, Joel Edgerton ve Ben Kingsley’in oynadığı film Hz. Musa’nın hayatının önemli dönüm notkalarını anlatıyor. Bu senenin en yüksek bütçeli filmlerinden biri olan Exodus, gerek yönetmeni gerek oyuncularıyla bu senenin en önemli filmlerinden biri olarak dikkati çekiyor.

St Vincent:

Başrollerinde Naomi Watts ve Bill Murray’in olduğu filmde, yaşlı huysuz bir ihtiyarla 12 yaşındaki bir çocuğun sıradışı arkadaşlıkları eğlenceli bir şekilde anlatılıyor, son yılların en komik oyuncularından Melissa Mccarthy’nin de bu ikiliye eşlik ettiği filmde yönetmen bir çocukla bir ihtiyarın nasıl arkadaş olabildiklerini anlatatıyor.

The Drop:

Yer altı dünyasının kasvetli ortamını gözler önüne seren filmde Bob ve Marv’ın kayıp para peşine düşmeleri anlatılıyor, efsane oyuncu James Gandolfininin de ölmeden önce çekilen son filmi olması nedeniyle de merakla beklenen film, 2014’ün önemli filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Filmde rahmetli James Gandolfini’ye Tom Hardy ve Noomi Rapace eşlik ediyor.

The Judge:

Bir avukatın annesinin ölümü nedeniyle doğup büyüdüğü şehre gitmesi ve annesinin bir cinayete kurban gittiğini öğrenmesi sonucu gelişen olayları konu alan filmde avukat rolünde Robert Downey jr karşımıza çıkıyor, ona Robert Duvall, Vera Farmiga, Billy Bob Thornton ve Legihton Meester eşlik ediyor.

Kill the Messenger:

San Jose Mercury gazetesi muhabiri Gary Webb’in gerçek hayat öyküsünden yola çıkan öyküde, gazeteci Webb’in Cia’yle kurduğu sıkı ilişki sayesinde uyuşturucu trafiğini ifşa etmesi anlatılıyor. Gazeteci Webb’i Jeremy Renner’ın canlandırdığı filmde ona Michael Sheen, Ray Liotta, Andy Garcia ve Paz Vega eşlik ediyor.


Magic in the Moonlight:

Her sene olduğu gibi bu sene de Woody allen film çekti, e Allen film çeker de biz onu merakla beklemezmiyiz, geçen seneki Blue Jasmine filmiyle Cate Blanchett’e en iyi kadın oscarını kazandıran Allen'ın bu filminde oscarlı aktör Colin Firth’ü başrolde görüyoruz, Firth’e Emma Stone, Marcia Gay Harden eşlik ediyor. Her allen filminde olduğu gibi bu filmde romantizm ve komedinin ön plana çıktığı bu filmde 1920 güney Fransasındaki caz çağına götürüyor bizi Allen.

Dumb and Dumber To:

Bundan tam 20 sene önce 1994’de Jim Carrey ve Jeff Daniels’ın efsane oyunculuğuyla izleyen herkesi gülme komasına sokan Dumb&Dumber’ın devamı nihayet çekildi. Benim en çok güldüğüm top 3 film arasına her zaman giren Dumb&Dumber efsanesi 20 yıl sonra tekrar sinemayla buluşuyor, bu senenin Interstellar’dan sonra en çok beklediğim filmi Dumb&Dumber To’da Carey ve Daniels bu sefer bir çocuğu aramak için yollara düşüyorlar.




3 Mart 2014 Pazartesi

OSCARLARIN ARDINDAN



Bir oscar töreni daha geldi geçti, dün gece gayet güzel bir oscar daha izlettirdi akademi bizlere, nerdeyse hiçbir sürprizin yaşanmadığı bir tören oldu diyebilirim, ben geçen seneki gibi yine 21 dalda 19 tutturdum, o 2 bilemediğim dalda aslında favorileri yazsam bileceğim ama benim favorilerden çok gerçekten almasını istediğim 2 adayı yazdığım için yani sürpriz beklediğim için tutmayan dallar oldu.

Kazananları az sonra yazacağım ama kısaca töreni değerlendirmek gerekirse eğer, kırmızı halı geçen seneye göre daha sönüktü sanki, bu sene daha koyu ton elbiseler gördük ve dekoltelerde biraz sınırlamaya gitmişti yıldızlarımız, oscara kadar her törene gayet cüretkar katılan Amy Adams bile törene son derece usturuplu bir elbiseyle geldi, gecenin en şık 3 kadını Sandra Bullock, Charlize Theron ve Amy Adams oldu, en rüküşler ise Angelina Jolie, Anne Hathaway ve Lupita Nyong'o oldu.

Törene gelirsek bu sene Ellen Degeneres sundu töreni, geçen sene Seth Macfarlene'in akademiyi kızdıracak derecede esprileri yüzünden zor anlar yaşanmıştı törende ama açıkçası ben Macfarlene'i tercih ederim çünkü Degeneres bir an bile güldürmeyi başaramadı izleyenleri, sadece o selfie olayı çok güzeldi, o da olmasaydı eğer son yılların en sıkıcı sunumu olacaktı, alahtan selfie olayıyla durumu biraz kurtarmış oldular.

Ödül konuşmalarında Jared Leto ve Lupita Nyong'o'nun konuşmaları güzeldi özellikle Lupita kazanınca oscarı herkes gibi ben de çok sevindim, çoğu ödül tahmin ediliyordu zaten ama acaba en iyi erkek oscarı bu sefer Leo'ya gider mi diye heyecan yapmadık da değil, Matthew hak ediyordu ama Leo da The Wolf of Wall Street'de inanılmaz oynamıştı, törenin en kalp çarptıran anıydı Jennifer Lawrence'in en iyi erkek oscarını açıkladığı an ama sürpriz yaşanmadı ve Mcconaughey Dallas Buyers Club'taki efsane performansıyla oscarı kazandı.

Gravity çoğu teknik dallarda olmak üzere 7 Oscar kazandı, American Hustle 10 dalda aday olduğu törende sıfır çekerek hayal kırıklığı yarattı, 12 Years a Slave en iyi film dahil 3 Oscar kazandı, Dallas Buyers Club 3, Great Gatsby ve Frozen 2 Oscar aldılar, en çok sevindiğim ödül HER'ün özgün senaryo ve Lupita'nın en iyi yardımcı kadın oscarını kazanması oldu.

Bir oscar töreni de böyle geldi, geçti, 1 sene sonra bu törenden akıllarda ne kalacak denilirse twitter'da yaklaşık 2 milyon 600 bin kişi tarafından RT edilen dünyanın en pahalı selfie'si derim, öyle ki o selfie sayesinde twitter 5 dakikalığına çöktü, öyle bir selfie'ydi, o malum selfie'yi merak edenler de yazının kapak fotoğrafına baksınlar :)

Bir oscar gecesi daha böyle bitti bakalım seneye hangi filmler ve hangi yıldızlar ön plana çıkacak 1 sene sonra görüşmek üzere.

En iyi film: 12 Years a Slave
En iyi yönetmen: Alfonso Cuaron-Gravity
En iyi erkek oyuncu: Matthew Mcconaughey-Dallas Buyers Club
En iyi kadın oyuncu: Cate Blanchett-Blue Jasmine
En iyi yardımcı erkek oyuncu: Jared Leto-Dallas Buyers Club
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Lupita Nyong'o
En iyi özgün senaryo: HER
En iyi uyarlama senaryo: 12 Years a Slave
En iyi yabancı film: La Grande Bellezza-İtalya
En iyi animasyon: Frozen
En iyi belgesel: 20 Feet from Stardom
En iyi film şarkısı: Let it Go-Frozen
En iyi film müziği: Gravity
En iyi kurgu: Gravity
En iyi sinematografi: Gravity
En iyi ses kurgusu: Gravity
En iyi ses miksajı: Gravity
En iyi görsel efekt: Gravity
En iyi makyaj: Dallas Buyers Club
En iyi prodüksiyon: The Great Gatsby
En iyi kostüm: The Great Gatsby
En iyi kısa film: Helium
En iyi kısa belgesel: The Lady in Number 6
En iyi kısa animasyon: Mr Hublot



1 Mart 2014 Cumartesi

86.AKADEMİ ÖDÜLLERİ TAHMİNLERİM



86.oscar töreni tahminlerim:

Yarın 2 Mart 2014 bir çok sinemaseverin bir yıl boyunca en çok beklediği gün, çünkü yarın sinema sektörünün en prestijli ödülü olan Oscar ödül töreni gerçekleştirilecek, 9 film en iyi film ödülünü almak için yarışırken toplam 20 oyuncu Oscar heykelciğini kazanmak için kıyasıya bir mücadeleye girecek, 5 yönetmen en iyi yönetmen ödülü için yarışırken, toplamda 24 oscar heykelciği dağıtılacak.
Törenin öncesinde saat 1’de başlayacak kırmızı halıda Hollywood yıldızları en şık kıyafet ve mücevherleriyle gövde gösterisi yapacaklar ve daha sonrasında saat 3’te 86.oscar töreni başlayacak.
kısa film, belgesel ve animasyon dalları hariç kalan 21 dalda kim neden kazanır tahminlerimi ve yorumlarımı sizlerle paylaşayım.

Teknik ödüllerle başlayalım tahminlerimize

En iyi Sinematografi:
Gravity bu dalda ödülü rakiplerine bırakmayacak kadar ağır basıyor, Alfonso Cuaron yarın gece teknik dalların çoğunu süpürecek ve buna sinematografi dalıyla başlayacak.

En iyi kurgu:
Bu dalda yine Gravity ağır favori rakibi ise American Hustle ama ben Gravity’nin kurgu oscarını da alacağını American Hustle’a kaptırmayacağını düşünüyorum.

En iyi prodüksiyon:
Bu dalda The Great Gatsby ile American Hustle yarışacak ve ikisi de bence eşit şansa sahip ama ben akademi üyesi olsam oyumu The Great Gatsby’den yana kullanırım ki bence akademide benimle aynı fikirde olacaktır bu dalda.

En iyi kostüm:
Bu dalın ağır favorisi The Great Gatsby ve rakibi yine American Hustle, akademi bu ödülü American Hustle’a verirse kimse neden verdin demez ama açıkça söylemek gerekirse The Great Gatsby’deki kostümler çok daha ihtişamlı ve güzeldi o yüzden The Great Gatsby almalı en iyi kostüm ödülünü.

En iyi makyaj ve saç tasarımı:
Bu dalda 3 film aday: Dallas Buyers Club, Jackass ve The Lone Ranger, açıkçası sadece makyaja bakarsak kesinlikle The Lone Ranger almalı ama gişede çok başarısız olduğundan dolayı akademinin bu ödülü The Lone Ranger yerine Dallas Buyers Club’a vereceğini düşünüyorum yani bu dalda oscarı Dallas Buyers Club alır.

En iyi film müziği:
Bu dalda yine Gravity ağır favori ve onu zorlayacak tek film Her olabilir ama Her’ün bu ödülü alması büyük sürpriz olur yani Gravity bu dalda da oscarı kucaklar.

En iyi şarkı:
Bu dalda ağır favori olmasına rağmen Golden Globes’da ödülü alamamıştı Frozen animasyonundaki Let it Go şarkısı, Frozen yine ağır favori ama rakipleri de çok sağlam, mesela The Despicable Me 2’deki Happy şarkısıyla Pharrell Williams ve Mandela filmindeki Ordinary Love şarkısıyla Bono Frozen’ın en büyük rakipleri ama ben bu iki sağlam rakibe rağmen en iyi şarkı oscarını Let it Go şarkısıyla Frozen’ın alacağını düşünüyorum.

En iyi ses miksajı ve en iyi ses kurgusu:
Bu iki ödülde bu sene Gravity’ye gidecektir.

En iyi görsel efekt:
Sanırım bu seneki oscarın en garanti dalı bu dal diyebiliriz, Gravity o inanılmaz görsel efektleriyle bu ödülü kimseye kaptırmaz.

En iyi animasyon:
Akademi geçen sene bu dalda büyük bir haksızlık yaparak Wreck-it Ralph’in hakkını yiyerek Brave’e vermişti oscarı bu sene Wreck-it Ralph’in yapımcısı Disney çok daha güçlü bir animasyon yaptı ve resmen sıkıysa bu sene de vermeyin oscarı dedi, Frozen bu sene bu dalda oscarı çok rahat alır.

En iyi belgesel:
En büyük çekişme bence bu dalda gerçekleşecek çünkü birbirinden iyi 3 belgesel var ama sadece bir tanesi kazanacak oscarı. Mısır devrimini anlatan Al Midan, izlediğiniz zaman kanınızı donduracak gerçeklikte bir belgesel olan The Act of Killing ve 20 Feet from Stardom, bu üç belgeselden biri kazanacak, benim favorim Tahrir’i anlatan Al Midan ama dediğim gibi diğer iki belgesel de çok iyi yapımlar ve o yüzden en iyi belgesel dalı bu senenin tahmini en zor dalı.

En iyi yabancı film:
En iyi belgesel dalı kadar tahmini zor diğer bir dal da en iyi yabancı film dalı, 3 tane harika film bu sene en iyi yabancı film oscarı için yarışacak öncelikle geçen sene Cannes’da gösterilen ve Mads Mikkelsen’e en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran Danimarka yapımı Jagten gerçekten çok iyi bir film olarak oscarı hak ediyor, İtalyan yönetmen Sorrentino’nun son harikası La Grande Bellezza’da Fellini’ye saygı duruşunda bulunarak ve Roma’yı bir şiir gibi anlatarak yine oscarı hak ediyor, Belçika yapımı olan The Broken Circle Breakdown ise gerek müzikleri gerek çarpıcı hikayesiyle yabancı film oscarını hak ediyor hak ediyor. Bu 3 filmden hangisi alırsa alsın diğerlerine haksızlık olacak maalesef, Golden Globe, Bafta ve Avrupa film ödüllerini kazanan La Grande Bellezza favori olsa da akademi yabancı film oscarında süprizi sever, benim gönlümden geçen The Broken Circle Breakdown’un kazanması, umarım öyle olur ve Belçika yapımı, insanı izlerken dağıtan bu harika film oscarı kazanır.

En iyi uyarlama senaryo:
Bu dalın en büyük favorisi 12 Years a Slave filmi ama ben olsam Before Midnight’a verirdim bu dalda oscarı ama maalesef 12 Years a Slave kazanacaktır.

En iyi özgün senaryo:
Bu dalın en büyük favorisi kuşkusuz harika senaryosuyla Her filmi, bu sene bu dalda yarışan filmlerden Her dışında Blue Jasmine ve Nebraska da harika senaryolara sahip filmler, American Hustle kazanırsa gerçekten akademi büyük eyyam yapmış olur çünkü Her bu ödülü kazanması gereken tek film.

En iyi yönetmen:
Akademi tarihinde genelde yönetmen ödülünü kazanan filmler en iyi filmi de alırlar ama bu sene öyle olmayacak ve en iyi yönetmen ödülünü kazanan film en iyi film ödülünü alamayacak, teknik dallarda Oscarların çoğunu süpürecek olan Gravity’nin yönetmeni Alfonso Cuaron bu sene en iyi yönetmen ödülünü kazanacaktır, Avatar’dan sonra yapılmış en iyi 3D film olan ve adeta bir görsel şölen olan Gravity’yi tam 5 senede çeken Cuaron bu senelik emeğinin karşılığını en iyi yönetmen oscarını kazanarak alacaktır, olmaz ama hani akademi bir sürpriz yaparsa eğer o sürpriz de 12 Years a Slave filmiyle Steve Mcqueen olur.

En iyi yardımcı kadın oyuncu:
Bu dalda bu sene  2 favori var biri American Hustle filmindeki nevrotik ve salak rolüyle Jennifer Lawrence diğeri 12 Years a Slave filmindeki köle rolüyle Lupita Nyong’O, Jennifer Lawrence geçen sene Silver Linigs Playbook filmiyle en iyi kadın oscarını kazanmıştı ve eğer yarın gece de kazanırsa üst üste 2 sene Oscar kazanan ender oyunculardan biri olacak ve tarihe geçecek ama bence bu sene bu dalda Oscar Lupita’nın hakkı, Jennifer Lawrence Globe ve Bafta’yı, Lupita Sag ve Critics Choice’i kazandı yani şu an skor 2-2 bakalım bu eşitliği hangisi bozacak ve büyük ödülü kucaklayacak, benim gönlüm Jennifer Lawrence’i ne kadar sevsem de Lupita Nyong’O’dan yana, umarım o kazanır.

En iyi yardımcı erkek oyuncu:
Bu dalın bu sene tek favorisi kesinlikle Dallas Buyers Club’daki efsane trans rolüyle Jared Leto, uzun süre ara verdiği sinemaya harika bir dönüş yapan Leto, döner dönmez oscarı kucaklayacak gibi gözüküyor, Leto’nun kazanma ihtimali dışında başka bir ihtimal düşünemiyorum bile ama akademi bu diyip eğer Leto kazanamazsa Captain Phillips filminde azılı bir korsanı canlandıran Barkhad Abdi alır diyorum ama dediğim gibi bu ödül kesinlikle Leto’nun hakkı.

En iyi kadın oyuncu:
Bu dal oyunculuk dalları arasında tartışmaya kapalı tek dal diyebilirim, Blue jasmine filmindeki efsane rolüyle Cate Blanchett The Aviator’de kazandığı en iyi yardımcı kadın oscarından sonra bu sefer en iyi kadın oscarını kazanarak koleksiyonu tamamlayacaktır.

En iyi erkek oyuncu:
Sezonun başlangıcında bu dalın favorisi 12 Years a Slave filmiyle Chiwetel Ejiofor’du daha sonra Dallas Buyers Club vizyona girdi ve Matthew Mcconbaguhey aynı aynı filmdeki arkadaşı Jared Leto gibi efsaneleşti ve bu dalın favorisi konumuna geçti daha sonra The Wolf of Wall Street vizyona girdi ve bu sefer Leonardo Dicaprio yarışa büyük bir ivmeyle ortak oldu yani bu sene bu 3 oyuncudan biri en iyi erkek oyuncu oscarını kazanabilir ama eğer akademinin hakkaniyeti varsa kesinlikle Dallas Buyers Club 2 oyuncu oscarıyla evine döner yarın gece, yani Matthew Mcconaughey bu sene en iyi erkek oyuncu oscarını kazanmalı ama eğer bir sürpriz olursa o da Leonardo Dicaprio olur, yıllardır aday olup bu ödülü bir türlü kazanamayan Dicaprio bakalım o büyük süprizi gerçekleştirip ödülü Mcconaughey’in elinden kapabilecek mi? Çok zor ama izleyip göreceğiz yarın.

En iyi film oscarı:

En iyi film oscarında tek favori var o da 12 Years a Slave, kölelik hakkında çok çarpıcı bir film olan 12 Years a Slave bu sene en iyi film oscarını kazanacaktır ama ben akademi jürisi olsam kesinlikle 12 Years a Slave’e vermem oscarı, ona gelene kadar öncelikle The Wolf of Wall Street ve Her filmleri oscarı kazanmalı ama Oscar konjonktürü gereği maalesef en iyi film oscarını kazanacak filmler değiller o yüzden bu sene bu ödül kölelik vurgusuyla 12 Years a Slave’e gidecektir.

13 Şubat 2014 Perşembe

LEONARDO DiCAPRiO


Leonardo Dicaprio denilince herkesin aklına kuşkusuz Titanicteki o bebek yüzlü çocuk gelecektir, daha 15 yaşında kameralarla tanışan Caprio hepimizin gözü önünde, setlerde büyüdü, dizilerde küçük roller alarak kariyerine başlayan Caprio ilk ciddi rolünü 93 senesinde Robert De Niro'yla başrolünü paylaştığı This Boy's Life filmiyle aldı, hemen ardından yine 93 senesinde What's Eating Gilbert Grape filminde bu sefer Johnny Depp ile birlikte rol aldı ve özürlü bir çocuğu başarıyla canlandırarak en iyi yardımcı erkek oscarına henüz 19 yaşında aday gösterilerek dikkatleri üzerine çekti, 95 senesinde ise iki kaliteli filmde rol alarak Hollywood'da sesini iyiden iyiye duyurmaya başladı Caprio.

Sharon Stone, Russel Crowe ve Gene Hackman'le The Quick and The Dead adlı westernde oynadıktan sonra The Basketball Diaries filminde ona karşı yapılan yakışıklı ama kötü oyuncu eleştirilerine inat harika bir oyunculuk sergilemiş ve filmin de önüne geçmiştir, 96 senesine geldiğimizde Baz Luhrmann'ın Shakespeare uyarlaması Romeo&Juliet filminde Claire Danes'le başrolü paylaşıp harika bir Romeo karakteri çizip Berlin film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanıyordu Caprio, yine 96 senesinde Meryl Streep, Diane Keaton ve Robert De Niro gibi usta isimlerle Marvin's Room adlı dramada rol alıp bu usta oyuncuların altında ezilmeyerek ve en az onlar kadar iyi oynayarak eleştirmenler tarafından gayet olumlu eleştiriler alıyordu, henüz 22 yaşında olmasına rağmen üst düzey oyuncularla üst düzey filmlerde başroller alan Caprio asıl çıkışını ise 97'de James Cameron'un gişe rekorlarını paramparça eden filmi Titanic'te başrol alarak yapıyordu, Titanic'te Kate Winslet'la muhteşem bir oyunculuk çıkaran ve 3 saatlik epik filmde adeta gövde gösterisi yapan Caprio'nun o sene akademi tarafından Oscar'a aday gösterilmemesi büyük haksızlık olarak değerlendiriliyordu. 98 senesinde yine efsane oyuncular Jeremy Irons, John Malkovich, Gerard Depardieu ile The Man in the Iron Mask filminde ve Woody Allen'ın Celebrity filminde oynadı, 2000 senesine geldiğimizde Danny Boyle'ın The Beach filminde rol alıp filmi tek başına sürüklemiştir Caprio, 2001'de ise belkide kariyerinin en soft filmi olan Don's Plum'da çocukluk arkadaşı Tobby Maguire'yle birlikte rol alıyordu Caprio. 

Leonardo Dicaprio'nun buraya kadar olan kariyerine baktığımızda çok önemli oyuncu ve yönetmenlerle çok iyi filmlerde rol aldığını ve çocuk yaşta başlayan kariyerini çok iyi yönettiğini görüyoruz ama bence Caprio'nun asıl kariyeri 2002'de rol aldığı 2 filmle başladı, önce Martin Scorsese'nin The Gangs of New York filminde sonra Steven Spielberg'in Catch me if you Can filminde başrol alan Caprio yaşayan en efsane 2 yönetmenin filminde aynı sene rol alarak Hollywood'un A class oyuncuları arasına giriyordu. Scorsese ile The Gangs of New York filminde başlayan ortaklıkları 2004'te Aviator filmiyle devam ediyor, Howard Hughes'u çok iyi oynayan Caprio bu performansıyla ikinci oscar adaylığını kazanıyor, akademiden eli boş dönse de Golden Globes'da en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmayı başarıyordu. Scorsese ile ortaklığı gayet iyi sonuç verince bu sefer 2006'da The Departed filminde Matt Damon, Jack Nicholson ve Mark Wahlberg'le başrolleri paylaşıp Scorsese'ye ilk yönetmen Oscarını kazandırıyorlar ayrıca film de en iyi film oscarını kazanıyordu, 2006'da sadece The Departed değil diğer en az onun kadar efsaneleşen Blood Diamond filminde yine döktürüyordu Caprio ve 3.kez oscar adaylığını kazanıyor ayrıca eleştirmenler tarafından oyunculuğu hakkında inanılmaz olumlu eleştiriler almaya devam ediyordu.

2007'de film çekmeyen Caprio 2008'de Ridley Scott'un Body of Lies filminde ve Sam Mendes'in Revolutionary Road filminde başrol oynuyor, Titanic'ten tam 11 sene sonra tekrar Kate Winslet'la başrol alması ve o zaman çocuk olan iki yıldızın olgun iki oyuncu olarak adeta oyunculuk dersi verdiği Revolutionary Road Leo'nun sadece aksiyon değil drama rollerinde de ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu.

2010 senesine geldiğimizde sinema tarihinin en efsane filmlerinden birinde yine başrolü alan Caprio, Christopher Nolan'ın Inception'unda bizleri kendine hayran bırakıyor, o sene sadece Inception'la değil Scorsese ile 4.ortaklığının ürünü olan Shutter Island'da da yine efsane bir oyunculuk sergiliyordu Caprio, 2010'un belkide en yüksek bütçeli iki filminde başrol tercihi sanırım onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlıyordu.

2011'de usta yönetmen Clint Eastwood'un Fbi'ın uzun yıllar başkanlığını yapmış olan J.Edgar Hoover'ın hayatını anlattığı J.Edgar filminde Edgar Hoover'ı yine başarıyla canlandırıyordu Caprio, 2012'de yine Hollywood'un üst düzey yünetmenlerinden biriyle çalışıyordu Caprio, Tarantino'nun spagetti westernlerle dalga geçen filmi Django Unchained'de o kadar üst düzey filmde başrol oynadıktan sonra yardımcı oyuncu olarak oynamayı kabul ederek egosunun nerdeyse deniz seviyesinde olduğunu gösteriyordu, Django'da Christopher Waltz'la birlikte muhteşem bir oyunculuk segileyen Caprio sadece başrollerde değil yardımcı rollerde de ne kadar iyi olduğunu kanıtlıyordu adeta.

2013 senesine Baz Luhrmann'la ikinci ortaklığı olan bir remake'le The Great Gatsby'yle giriyordu Caprio, 74 senesinde çekilen ve Gatsby rolünü Robert Redford'un oynadığı filmin yeniden çekiminde usta oyuncu Redford'dan çok daha iyi bir Gatsby portresi çiziyordu ve eleştirmenler tarafından her filmde olduğu gibi yine övgüler almayı başarıyordu.

2013'ün son aylarında vizyona giren ve Scorsese ile 5.ortaklığına imza attığı THE WOLF OF WALL STREET filmi bu zamana kadar yazdığım ve hemen hemen hepsinde çok iyi performans gösterdiği bütün filmlerini bi kenara atan bir oyunculuk performansıyla Caprio'yu resmen efsaneleştiriyordu, Caprio bu filmde öyle oynamış ki kelimeler kesinlikle kifayetsiz kalır bu oyunculuğu anlatmaya, herkesin ama herkesin gidip görmesi gereken, başından sonuna 3 saatlik süresinde Caprio'nun oyunculuğun kitabını yeniden yazdığı ve film bittiğinde 3 saatlik bu başyapıtın seyrine doyamadığımız enfes bir film çıkmış ortaya. Caprio bu performansıyla golden globe'u kazandı ve 4.kez Oscar'a aday oldu, Oscar'a daha önce hiç bu kadar yaklaşmamıştı, alabiliecek mi? bunun cevabını 2 mart pazar günü göreceğiz ama Oscar'ı alsın ya da almasın Leonardo Dicaprio küçük yaşlarda başladığı kariyerinde bu zamana kadar oynadığı efsane filmlerle, çalıştığı yönetmenlerle(Edward Zwick, Sam Raimi, Woody Allen, Sam Mendes, Danny Boyle, Clint Eastwood, Ridley Scott, James Cameron, Baz Luhrmann, Steven Spielberg, Christopher Nolan ve Martin Scorsese) ve her filmde üstüne koyarak geliştirdiği oyunculuğuyla şu anda Hollywood'un en takdir edilecek ve hayranlık duyulacak kariyerine sahip oyuncusudur.

30 Ocak 2014 Perşembe

!f İSTANBUL'DA MUTLAKA İZLENMESİ GEREKEN FİLMLER



Bir önceki yazımda 35 film tavsiye ettim !f için, 88 filmden 35 tanesi 11 gününü !f'e ayıracak sinefiller için günde 3 filmden hemen hemen izlenebilecek bir film sayısı ama zamanı kısıtlı olup ben hepsine gidemem bana mutlaka izlemem gereken filmleri yaz diyenler için mutlaka izlenmesi gereken 12 filmi de yazmak istedim, tabi ki bu harika festivalde izleyebileceğimiz kadar film izlemek bizim için kar olsa da ben o kadar vakit ayıramam diyenler için mutlaka izlenmesi gereken 12 filmi yazıyorum.

!f'te MUTLAKA İZLENMESİ GEREKEN 12 FİLM

1-NYMPHOMANIAC: Von Trier'in fragmanı youtube'da bile yasaklanan bu filminin, sinema sanatının sınırlarını nasıl zorladığını görmek için

2-UNDER THE SKIN: Scarlett Johansson'u uzaylı olarak görmek için

3-KAZE TACHINU: Animenin kralı Miyazaki'nin beyaz perdeye vedasına saygı duruşu için

4-MAHİ VE GORBEH: İran sinemasının kısıtlı imkanlarla nasıl harika filmler yarattığını görmek için

5-THE SELFISH GIANT: Günümüzdeki gerçek dostlukların kıymetini bilmek için

6-BORGMAN: Güzel bir burjuvazi eleştirisi izlemek için

7-DALLAS BUYERS CLUB: Oscarlık 2 harika oyunculuk(Matthew Mcconaughey, Jared Leto) izlemek için

8-THE DOUBLE: Her insanın dünyada mutlaka bir ikizi olduğuna inanmak için

9-SPECTECULAR NOW: Basit, doğal, çıkarsız bir gençlik aşkı izlemek için

10-FILTH: Polislerden daha fazla nefret etmek için

11-FOR SNOEN FALLER: Sıradışı bir YOL filmi izlemek için

12-TEST: Aids'in yayılmaya başladığı yıllarda yaşananları görmek için

!f 2014



Şubat ayı malum kısa süren bir ay 28 gün sürüyor, ve bu 28 günün 10 günü if 2014 sayesinde sinemayla iç içe, 7.sanatı damarlarımızın her yerine enjekte ettiğimiz bir ay olacak, İstanbul film festivali 13-23 şubat arasında yine muhteşem bir programla karşımızda olacak, birbirinden güzel filmlerin peşinde koşacağız, izleyip sarsılacağız, yorumlar yapıp sinefiller olarak 10 gün boyunca hayattan kopacağız.

O kadar çok film var ki hangisini izlesek diye kafalarınızın karışmaması için bir liste hazırladım, hemen hemen her bölümden film almaya çalıştım, bu filmler sayesinde, çok güzel bir if geçirmeniz dileğiyle.

KARANLIK VE KÖŞELİ

Blue Ruin: İntikam filmlerini seveNlerin mutlaka izlemesi gereken bir film, Amerikadaki silahlanma saplantısını da akıllıca eleştiren bir film.
Cheap Thrills: Tarantino filmlerini seviyorsanız bu filmi kaçırmayın, insanın para için ne kadar ileri gidebileceğini anlatan çarpıcı bir film.
L'etrange Couleur Des Larmes De Ton Corps: Bu seneki festivalin en farklı, gizemli filmlerinden biri olacak bu film, yönetmen bizi sinema sanatının çok farklı yerlerine götürecek ve kendimizi adeta filmin içindeymişiz gibi hissedeceğiz.

ÖZEL GÖSTERİMLER

Visitors: siyah beyaz ve diyalogsuz bir film izlemeyeli kaç sene oldu? sessiz filmleri özledim diyorsanız bu film tam size göre.

!f KÜLT

The Night of the Hunter: İngilizlerin efsane aktörlerinden oscar ödüllü Charles Laughton'un yönetmenlik kariyerinin ilk ve son filmidir bu efsane film, bir tek film çekeceksin o da bu olacak deseler çoğu yönetmen kabul eder herhalde. Robert Mitchum'un kötü adam rolünde efsaneleştiği bir film, iyi/kötü kavramlarınını sogrulayan ve sorgulatan çok sağlam bir gerilim, çoğu sinefilin izlediği bu filmi festivalde beyaz perdede izlemek paha biçilmez bir deneyim olacaktır.

SANAT HAYAT İÇİNDİR

Cutie in the Boxer: Her ikisi de sanatçı olan evli çiftin tuhaf aşk hikayesinin anlatıldığı farklı bir film.

Dangerous Acts Starring the Unstable Elements of Belarus: Gizlice kaçırılan görüntülerden oluşan bu film avrupanın son diktatörüne karşı sahnede ve sokakta direnişin filmidir.

GÖKKUŞAĞI

Concussion: Bitmiş bir aşkı tekrar canlandırmak isteyen çiftin hayatın anlamını aramasını anlatan bir dram.

Tatuagem: Brezilya gettolarında geçen bir aşk hikayesi, 18 yaşındaki bir gençle kabare sanatçısının aşkını anlatan bir brezilya filmi.

Test: 1985 San Franciscosunda geçen ve Aidsin azrail olduğu seneleri anlatan ölüm,seks ve sanat hakkında özgün bir film.

AŞK BAŞKA BİR DÜNYA


Al Midan: Mısır devrimi hakkında bildiğimiz ve bilmediğimiz herşeyi anlatan harika bir yapım.

Let the Fire Burn: 1985 philedelphiasında polislerin radical örgüt MOVE'un üyelerini kaldıkları evden çıkarma operasyonu ve operasyonun felaketle sonuçlanması anlatan bir belgesel..

OYUN


Böcek: Bu festivalde önerdiğim tek türk filmi, sevdiği kızın başkasıyla evlenmesine engel olmak için çabalayan Uğur'un kurduğu senrayo ve o senaryonun tamamen doğaçlama gelişmesi.

Cheatin: Tutku dolu bir aşk hikayesinin anlatıldığı harika bir animasyon.

Hross i Oss: İzlanda'nın muhteşem doğasında atlar ve insanlar arasındaki ilişkilerden oluşan trajiomik bir film.

Swim Little Fish Swim: Dürüstlüğü, samimiyeti ve küçük anlarda yakaladığı güzelliklerle sizi kalbinizden yakalayacak harika bir film.

The Dirties: Liseli iki arkadaşın okulun belalı tiplerinden intikam almaya çalıştıkları ve bunu kendi kameralarına çektikleri, tipik amerikan gençlik filmlerine benzese de kendine has olan özgün bir gençlik filmi.

!f MÜZİK

Good Vibrations: İrlanda'da geçen bir punk hikayesi, punkın babası Teri Hooley'in gerçek hayat hikayesini anlatan müziğe doyacağımız bir hikaye.

Mistaken for Strangers: The National hakkında bir belgesel olmakla beraber ondan çok daha fazlası olan harika bir yapım.

KEŞİF


For Snøen Faller: Yol filmlerini sevenler bu filmi kaçırmasın, tamamen amatör oyunculardan oluşan kadronun kendine hayran bırakan performanlarsını izlemek de cabası.

Mahi va Gorbeh: Yine bir İran sineması ve yine bir başyapıt, 134 dakikalık ve tek planda çekilen bol süprizli harika bir hikaye.

Neposlusni: Sırbistan'dan gençlik isyanı ve özgürlük adına iç ısıtan bir hikaye.

The Selfish Giant: İngiliz sinemasından güçlü bir dostluk ve yol hikayesi.

DİGİTÜRK GALALARI


Borgman: Hollanda sinemasından bol hicivli güzel bir gerilim filmi, gerdiği kadar güldüren ve hicivleriyle izleyiciyi sıkmayan harika bir film.

Dallas Buyers Club: Çoğu sinefilin izlediğini düşündüğüm bir film ama festival havası farklıdır ve bu film öyle güzel bir film ki tekrar tekrar izlenebilecek bir film. Matthew Mcconaughey bu filmdeki aidsli hasta rolüyle en iyi erkek Oscarını, Jared Leto da en iyi yardımcı erkek Oscarını alacaklar, sırf bu iki harika oyunculuk için bile izlenmesi gereken bir başyapıt Dallas Buyers Club.

Dom Hemingway: 12 yıl hapiste kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Dom Hemingway'in hikayesini izleyeceğiz üstelik Dom Hemingway'i de Jude Law canlandırıyor dersem özellikle kızların bu filme ilgisi daha çok artacaktır.

Filth: Bu filmle nefret ettiğimiz polislerden bir kez daha nefret edeceğiz, büyük britanyada polisler için kullanılan bir argo sözcük olan Filth yani PİSLİK.

Kaze Tachinu: Animasyon diyince ilk akla gelen kişi olan Miyazaki USTANIN son harikası olan bu animeyi izlemek için sabırsızlanıyorum ben, eminim aynı şekilde sizlerde sabırsızlanıyorsunuzdur.

Night Moves: Amerika'nın düzeninden hoşnut olmayan 3 aktivistin bir barajı havaya uçurma hiayesini izleyeceğiz.

NYMPHOMANIAC: Bu film için bir kelime bile yazmama gerek yok sanırım çünkü tüm festival manyakları bu filmi bekliyorlar, !f'in en bomba filmi bu sene kesinlikle Von Trier'in Nymphomaniac'ı, 2 bölümden oluşan bu filmi belki de Türkiye'de sansürsüz olarak ilk ve son kez sadece !f te izleyeceğiz, bu yüzden biletleri en kısa sürede tükenecek film olacaktır Von Trier'in bu cesur yapımı.

Short Term 12: Brie Larson'un adeta oyunculuk dersi verdiği son derece güzel hikayesiyle insanı alıp götüren bir film.

The Double: Submarine's yönetmeninden desek herhalde sinefilleri hemen bir tebessüm alır, Richard Ayoade'den yine bir yönetmenlik resitali izleyeceğiz bu filmde.

The Spectacular Now: 500 Days of Summer filminin senaristlerinden çıkan bir senaryo desek yeter herhalde, insanı içini ısıtan muhteşem bir hikaye, festivalin muhakak izlenmesi gereken filmlerinden.

Under the Skin: Scarlett Johannson'un bir uzaylıyı canlandırdığını düşünsenize, düşünemediniz değil mi, bu filmde Scarlett'i şimdiye kadar olduğundan tamamen farklı izleyeceğiz, sırf bu yüzden bile festivalin en merak edilen filmlerinden biri olmayı başaran Under the Skin başta ben olmak üzere Scarlett fanları tarafından biletleri hemen bitecek filmlerden biri.

The Grandmaster: Wong Kar Wai'nin son film olan The Grandmaster Bruce Lee'nin hocası ip man in hayatını anlatan bir film, özellikle uzak doğu dövüş sanatları filmlerini sevenler bu filmi kaçırmamalı.







16 Ocak 2014 Perşembe

OSCAR ADAYLARI AÇIKLANDI


Akademi saat 15.30 itibariyle heyecanla beklenen Oscar adaylıklarını açıkladı, dün akşam tahminlerimi yazmıştım, açıklanan adaylıklarla birlikte akademinin yaptığı süprizleri, haksızlıkları ve adaylıklar hakkında yorumlarımı yazayım.

EN İYİ FİLM ADAYLARI:

AMERICAN HUSTLE
12 YEARS A SLAVE
GRAVITY
CAPTAIN PHILLIPS
THE WOLF OF WALL STREET
DALLAS BUYERS CLUB
HER
NEBRASKA
PHILOMENA

EN İYİ YÖNETMEN ADAYLARI:

ALFONSO CUARON-GRAVITY
STEVE MCQUEEN-12 YEARS A SLAVE
DAVID O RUSSELL-AMERICAN HUSTLE
MARTIN SCORSESE-THE WOLF OF WALL STREET
ALEXANDER PAYNE-NEBRASKA

EN İYİ ERKEK OYUNCU ADAYLARI:

CHIWETEL EJIOFOR-12 YEARS A SLAVE
MATTHEW MCCONAUGHEY-DALLAS BUYERS CLUB
LEONARDO DICAPRIO-THE WOLF OF WALL STREET
CHRISTIAN BALE-AMERICAN HUSTLE
BRUCE DERN-NEBRASKA

EN İYİ KADIN OYUNCU ADAYLARI:

CATE BLANCHETT-BLUE JASMINE
SANDRA BULLOCK-GRAVITY
AMY ADAMS-AMERICAN HUSTLE
JUDI DENCH-PHILOMENA
MERYL STREEP-AUGUST OSAGE COUNTY

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ADAYLARI:

JARED LETO-DALLAS BUYERS CLUB
MICHAEL FASSBENDER-12 YEARS A SLAVE
BARKHAD ABDI-CAPTAIN PHILLIPS
BRADLEY COOPER-AMERICAN HUSTLE
JONAH HILL-THE WOLF OF WALL STREET

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU ADAYLARI:

LUPITA NYONG'O-12 YEARS A SLAVE
JENNIFER LAWRENCE-AMERICAN HUSTLE
SALLY HAWKINS-BLUE JASMINE
JUNE SQUIBB-NEBRASKA
JULIA ROBERTS-AUGUST OSAGE COUNTY

EN İYİ ORJINAL SENARYO ADAYLARI:

HER
BLUE JASMINE
AMERICAN HUSTLE
NEBRASKA
DALLAS BUYERS CLUB

EN İYİ UYARLAMA SENARYO ADAYLARI:

BEFORE MIDNIGHT
CAPTAIN PHILLIPS
12 YEARS A SLAVE
THE WOLF OF WALL STREET
PHILOMENA

EN İYİ ANİMASYON ADAYLARI:

FROZEN
DESPICABLE ME 2
THE CROODS
ERNEST&CELESTINE
THE WIND RISES

EN İYİ YABANCI FİLM ADAYLARI:

LA GRANDE BELLEZZA-İTALYA
JAGTEN-DANİMARKA
THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN-BELÇİKA
L'IMAGE MANQUANTE-KAMBOÇYA
OMAR-FİLİSTİN

Evet adaylar bunlar, gelelim şimdi Akademinin yaptığı süprizlere ve haksızlıklara

En iyi filmle başlarsak eğer, 5-10 arası film aday olabilirken Akademi bu sene de 9'da kalmış, bi kere bu saçmalık bence hemen bitirilmeli, bütün adaylıklar 5 ama en iyi film 9, bence çok saçma, en iyi filmde 5'e indirilmeli diye düşünüyorum ya da 10 olsun, 9 nedir yani, neyse en iyi filmde senenin en iyilerinden Rush'ın hakkı yenilmiş, aday olan 9 filmde hakkıyla olmuş, gerçekten çok değerli filmler ama 10.aday olarak Rush'da eklenmeliydi o listeye bence.

En iyi yönetmen adaylarına baktığımızda ise senenin en orjinal hikayesinin yönetmeni adaylar arasında yok, Spike Jonze bu senenin en iyi filmlerinden Her'le o listede olmalıydı ama akademi onu göz ardı ederek Nebraska'yla Alexander Payne'i seçmiş, Payne'e de saygım sonsuz ama bence Jonze hak ediyordu Payne yerine o adaylığı, onun dışındaki 4 aday olması gereken adaylıklardı.

En iyi erkek oyuncu da Tom Hanks olabilirdi Captain Phillips'le son senelerdeki en iyi oyunculuğunu sergilemişti Hanks ama Akademi onun yerine American Hustle'daki performansıyla Christian Bale'i aday göstermiş, Bale'i çok severim ama bence Hanks daha çok hak etmişti adaylığı.

En iyi kadın oyuncu dalında bence son senelerin en büyük haksızlığına hatta skandalına sebep olan Akademiyi öncelikle kınamak istiyorum, Blue is the Warmest Color'da bence son 10 yılın en iyi oyunculuklarından birini sergileyen Adele Exarchopoulos aday gösterilmemiş, Akademi büyük haksızlıklar yapardı zaman zaman ama bu yaptıkları haksızlıktan da öte olmuş, resmen kul hakkı yemişler, Adele'in o listede olmaması cidden başta ben olmak üzere Blue is the Warmest Color izleyenleri üzdü.

Adele'e yapılan haksızlığı asla unutmayacak sinema seyircisi, akademi bu dalda yaptığı haksızlıkta tek Adele'le kalmamış, Saving Mr Banks'ta muazzam oynayan Emma Thompson'u da ince ince kıymış, onun da aday olması gerekiyordu bu dalda, akademi her sene olduğu gibi Meryl Streep'i aday göstermiş yine, Streep'in ne kadar efsane bir oyuncu olduğunu biliyoruz, 3 oscarı olduğunu da ama her sene her sene aday göstermek de cidden büyük saçmalık, Streep'in aday olması için o sene film çekmesi yeterli sanırım çünkü başka bir açıklaması yok bu adaylığın, evet Streep August Osage County'de yine çok iyi oynamış ama zaten Streep'in kötü filmi yok, o yüzden bu adaylık cidden çok gereksiz bir adaylık olmuş, Adele'in hakkını yediği için Akademiye tekrar sövüp diğer dallara geçelim.

En iyi yardımcı erkek adaylıklarında ise The Wolf of Wall Street filminde gayet iyi oynayan Jonah Hill'in aday olması süpriz oldu, beklenmiyordu ama adaylığına kimsenin itirazı olamaz, onun yerine Daniel Bruhl olsa daha çok sevinebilirdim çünkü bence Rush filmindeki performansıyla gerçekten hak etmişti Bruhl adaylığı ama Hill'in adaylığı da haksızlık denecek bir adaylık değil.

En iyi yardımcı kadın adaylıklarında Julia Roberts yerine Oprah Winfrey olabilirdi, Roberts iyi oyuncu ama Butler filminde Winfrey daha iyi oynamıştı, ayrıca Roberts yardımcı dalda aday gösterildi ama August Osage County'de Streep'le beraber başrol oyuncusu olarak oynuyor, Akademinin bunu gözardı etmesi de kötü olmuş.

En iyi özgün ve uyarlama senaryo dallarında tek itirazım Fruitvale Station'un aday olamaması, bu senenin en iyi ilk filmi olan ve gerçek bir hayat öyküsünü anlatan bu harika film en azından özgün senaryoda aday gösterilerek ödüllendirilebilinirdi, Akademinin bu dallarda yaptığı tek haksızlık bu olmuş.

En iyi animasyon dalında ise Monster University animasyonunun adaylık dışında kalması beni şaşırttı, onun yerine Ernest&Celestine'e adaylık vermiş akademi, onu izlemediğim için bir şey diyemeyeceğim ama Monster University cidden bu senenin en iyi animelerindendi.

En iyi yabancı film dalında ise olması gereken 3 film aday olmuş, İtalya'dan La Grande Bellezza, Danimarka'dan Jagten ve Belçika'dan The Broken Circle Breakdown, diğer iki film hakkında açıkçsı bir bilgim yok, izleyeceğim ama bence şansları da yok, bu saydığım 3 filmden biri kazanacak bu sene en iyi yabancı film Oscarını. son yıllarda hep tek favori olurdu diğer 4 filmin şansı olmazdı, bu sene 3 film yarışacak ve bence son güne kadar hangisinin kazanacağı da tahmin edilemez çünkü 3 filmde harika filmler.

Adaylıklar hakkındaki değerlendirmelerim bunlar, Gravity çoğu teknik dallar olmak üzere 10 dalda, American Hustle(en iyi film, yönetmen, senaryo ve tüm oyunculuk dalları olmak üzere) 10, 12 Years a Slave 9 dalda aday gösterilerek bu seneki Oscarlara damga vuracaklarını şimdiden gösterdiler, 2 mart pazar günü yapılacak Oscar ödül töreni öncesi bu köprünün altından çok sular akar ama artık o geceyi beklemekten başka yapacağımız bir şey yok, bir an önce 2 mart gelsin ve show dünyasının en büyük gösterisini izleyelim.