31 Ekim 2011 Pazartesi

Wta turnuva değerlendirmesi


Malumunuz 25-30 ekim tarihlerinde wta masters turnuvasına ev sahipliği yaptı istanbul, istanbul'a gelmeden önce 3 sene doha'da yapılmıştı turnuva ve bu 3 senenin bitmesinin ardından 2011-2012-2013 yıllarında 3 sene istanbula verildi turnuva, ilk sene geçtiğimiz hafta içinde yapıldı ve bende turnuvayı yakından takip ettim.

Önce Oyuncular hakkında bir kaç değerlendirme yapalım, turnuvaya o senenin ilk 8 tenisçisi katılıyor sakatlık ve çekilme olması durumunda turnuvanın aksamaması için yedek olarak da 9 ve 10.sıradaki tenisçilerde davet ediliyor.
Bu sene ilk 8 şu tenisçilerden oluşmuştu: 1- wozniacki 2- sharapova 3-kvitova 4-azarenka 5-li na 6-stosur 7-zvonoreva 8-radwanska yedek olanlar ise 9- bartoli ve 10-petkovic.
Benim favorim azarenkaydı, aslında favoriden çok onu desteklediğim için onun kazanmasını istedim yoksa daha ilk maçtan kvitova'nın bu turnuvayı nasıl istediği belliydi.
İlk 4 gün grup maçları yapıldı, 1.grupta sharapova, azarenka, li na ve stosur 2. grupta ise kvitova, wozniacki, zvonoreva ve radwanska vardı.
İlk grupta kvitova 3 maçını da kazanarak yarı finale çıktı, grubun ikincisi ise üç tenisçinin de bir galibiyeti olmasına rağmen averaj ile zvonoreva oldu. 2.grupta azarenka ile beraber stosur yarı finale çıktı, sharapova ilk iki maçını kaybedip iddası kalmayınca turnuvadan çekildi ve onun yerine 3.maçı bartoli yaptı ve ilk ve tek maçında azarenka'yı yendi bartoli.

Yarı finaller öncesi kvitova ve azarenkanın final oynayacağı tahmin ediliyordu ve öyle de oldu turnuvanın en büyük iki şampiyonluk adayı rakiplerini yenerek finale çıktılar, kvitova stosur'a ilk seti kaybetse de toparlandı ve 2-1 le finale çıktı, azarenka zvonoreva'yı iki sette çok rahat geçerek adını finale yazdırdı, finalde ise harika bir maç seyircileri bekliyordu 2 saat 20 dakika süren final maçı çok çekişmeli geçti ilk seti 7-5 kazandı kvitova, azarenka ikinci seti 6-4 alarak bu maç kolay olmayacak dedi ama üçüncü sette formda kvitova'ya daha fazla dayanamadı ve kvitova son seti 6-3 alarak ilk kez katıldığı wta masters 2011'in kazananı oldu. Kvitova turnuva boyunca çok hırslıydı ama bu hırs onu bazen itici yaptı, hırsını biraz daha törpülemeli diye düşünüyorum wimbledon'u kazanıp hemen ardından us open'da  ilk turda elenmesi de her turnuvanın oyuncusu olmadığının kanıtı, ama yaşı daha çok genç ve iyi bir ekiple çok iyi yerlere gelebilecek kapasite ve yeteneği var.

Gelelim turnuva hakkinda değerlendirmelerime öncelikle ilk sene için gayet iyi bir turnuva oldu özellikle seyirci oranı herkesi çok şaşırttı ve memnun etti, turnuva ortalması 11.400 oldu final maçını 13.800 kişi izledi , bu wta yetkililerini de çok memnun etti bizi de, çünkü seyircisiz bir tenis hiç bir şeye benzemezdi, özellikle bundan önce 3 sene turnuvayı yapan doha ile karşılaştırıldığında inanılmaz bir fark yaratıldı seyirci anlamında, umarım kalan iki senede daha da fazla dolar salon ve bu referans ile atp masters turnuvasınada evsahiplğii yapar istanbul.

Seyirci doluluğu harikaydı ama maalesef seyircimiz tenisi daha bilmiyor, yani tenis seyircisi gibi davranamadı, tenisçilerin oyun aralarında herkes ayaklanıyordu tamam onda bir sorun yok ama oyun başkadığı an herkes yerinde olmak zorundaydı ve bunu maalesef çok ihmal ettik hatta çoğu zaman hakemden uyarı aldı seyirciler oturmaları konusunda. Umarım seneye bu konu da halledilmiş olur ve bu sene tenisi öğrenmiş olan seyirci seneye bu hatayı tekrarlamaz.

Turnuvanın iki eksiği vardı bence ilki sunucu olarak seçilen fadik sevin atasoy'un tenis hakkında hiç bir şey bilmemesiydi (kendisi sinema oyuncusudur) evet bilmeyebilir ama keşke turnuva başlamadan kurallar ona öğretilseydi sırf ingilizcesi iyi diye sunucu yapılmasaydı atasoy, çünkü amerikalı partnerinin konuşmalarını tenis bilgisi eksikliğinden hep hatalı çevirdi, bu da kötü oldu umarım seneye ya öğrenir kuralları ya da tenisi bilen bir sunucu bulunur.

Turnuvanın ikinci ve bence en önemli eksiği ise top toplayıcı çocuklardı, onları kim seçti bilmiyorum ama yaşları çok küçüktü bu yüzden de kendilerinden beklenen olayı tam gerçekleştiremediler, topları düzgün tutamadılar, hızlı değillerdi, oyunu iyi okuyamadılar, tenisçilere istedikleri hızda top atamadılar vsvsvs. Kısaca top toplayıcılar seneye kesin değişmeli yada iyi bir eğitim verilmeli onlara çünkü oyunu yavaşlattılar ve tenisçilerin sinirlenmelerine yol açtılar hatalarıyla.

Top toplayıcı sorununu saymazsak harika bir organizasyon gerçekleştirdi istanbul tenis adına ve bu organizasyon ileride bize olimpiyatlarda çok iyi bir referans olacaktır, umarım kalan iki sene bu sene yapılan hatalardan ders alınarak çok daha mükemmel bir organizasyon yapılır ve salon bu sefer tamamen dolar, istanbul ve türkiye tenisi çok sevdi ve seyretmeye doyamadı şimdiden 2012 wta masters turnuvasını beklemeye başladı.

11 Eylül 2011 Pazar

SERENA'NIN DÖNÜŞÜ


Serena Williams kadın tenisine gelmiş en büyük yeteneklerden biridir, çoğu kişi onu sevmesede korttaki o surat hali, gülmeyen ve gözlerinden adeta ateş fışkıracak kadar ciddi hali bile bu spora ne kadar önem verdiğini ne kadar hırslı olduğunu ve hep kazanmak için korta çıktığını gösterir bizlere.

Serena geçen sene Wimbledon'u kazanıp grand slam sayısını 13'e çıkardığında, tenisi bırakana kadar 18 yapar diyordum ama cok şanssız bir olay yaşadı tamda İstanbul Cup'a geleceği zamanda oldu bu, bir restoranda ayağına cam kesiği battı ve ayağı ciddi bir şekilde kesildi, bazı kişiler sırf İstanbul Cup'a gelmemek için yaptı dediler ama iş öyle basit değildi, önce Avustralya açık'a yetişecek dendi ama olmadı sonrasında Roland Garros'u da es geçmek zorunda kaldı, bir ayak kesiği bu kadar ciddi olabilirmi derken o kesikten sonra bir de akciğer embolisi geçirdiğini açıkladı Serena, akciğer embolisi kalp krizi kadar riskli ve ölum tehlikesi çok yüksek olan bir rahatsızlıktı ama Serena erken teşhis sayesinde bu hastalığı da atlattı ama bu seferde tenis hayatı bitti dedikoduları çıkmaya başladı ama ben o zamanlarda benim bildiğim Serena kolay pes etmez ve eğer yüzde bir bile ihtimal varsa tenise tekrar döner dedim ve beni yanıltmadı , o ölümcül hastalığı yenip kortlara tekrar döndü, bu seferde eski performansını sergileyemez denildi ama bu konuda haklılardı çünkü cidden emboli çok ciddi bir hastalıktı ve herkes bu rahatsızlıktan sonra spor hayatına dönemezdi ama o güçlü bünye asla pes etmedi, bir iki turnuvada kendini denedikten sonra Wimbledon'a son şampiyon olarak katıldı ama eski Serena yoktu güçsüzdü ve 4.tura anca çıkabildi ve elendi ama yılmadı üstüne gitti ve hedef koydu kendine, Amerika açık'a kadar eski Serena olacağım dedi ve o turnuva benim olacak diye ekledi.

Amerika açık öncesi katıldığı turnuvalardan Stampford'u kazandı Cincinatti'de ise yorulmamak için ilk maçı kazandıktan sonra çekildi ve sıra hedeflediği turnuva olan amerika açık'a geldi, Serena uzun zamandır tenis oynamadığı için 28.seri başı olarak turnuvaya başladı, yine çoğu kişi çok zor kazanması dedi ama o yavaş yavaş sırayla geldi önce 3.turda turnuvanın büyük favorisi 3 nolu seribaşı Azarenka'yı 2-0 ile geçti ardından Ana ivanovic geldi onu da 2-0 ile geçti, yarı finalde ise 1 numarali seribaşı Wozniacki geldi, ona sadece 6 oyun verdi, dünyanın 1 numarası!!! 5 winner yaparken serena tam 34 winner yaptı maçta ve finale çıktı finalde rakibi ise Sam stosur oldu, ben yazımı yazarken maç daha başlamamıştı, Türkiye saati ile 23.30'da başlayacak, Serena için bu maçın ayrı bir önemide bugünün tarihi ile alakalı, 11.09 yani 11 eylül saldırılarının yıldönümü ve Serena amerika açığı o saldırıda ölenler için kazanacağım dedi, tahminim Stosur'a 5 oyun maksimum 6 oyun vererek maçı kazanır Serena ve çok büyük ölum riski olan bir hastalıktan kurtulduktan sonra Grand Slam kazanan bir sporcu olarak tarihe adını altın harflerle yazdırır, 14.grand slamına ulaşır ve eğer böyle ciddi bir rahatsızlık geçirmezse kariyer sonuna kadar 18-20 arası bir grand slam şampiyonluğu ile efsaneler arasına girer.

Yazımı hep arkasında olduğum bir laf ile kapatmak istiyorum, Serena Williams tenisi bırakana kadar en iyisi her zaman o olacak.
p.s: bu yazıyı maçtan önce yazmıştım ama erken ötenin horoz'un başını keserler misali sam stosur harika bir maç çıkararak serenayı yendi ve amerika açık 2011 bayanlar şampiyonu oldu ve serena 13 grand slam'de kaldı ama herşeye rağmen serena şu an aktif tenisçilerde açık ara en iyi tenisçi.

6 Eylül 2011 Salı

PERFECT SENSE


Filmimizin başrollerini Ewan Mcgregor ve Eva gGeen paylaşıyor, Eva Green bir bilimadamını, Mcgregor ise aşçıbaşını canlandırıyor, Green sevgilisinden yeni ayrılmış acı çeken bir kadın, Mcgregor ise gecelik ilişkiler yaşayan ve aşka inanmayan bir adamdır, Green'in evi Mcgregor'un restorantının caddesindedir ve bir gün tanışırlar derken aralarındaki o aşk başlar.
Bu filmi benim nazarımda unutulmaz yapan bu çiftin aşkları değil ama anlatılan harika hikaye ve o hikayenin içine çok iyi konan bu aşk ile muhteşem bir film ortaya çıkıyor, tabi Ewan ve Eva'nın harika oyunculuklarıda filmin insanı vurmasında önemli rol oynuyor.
Perfect Sense filmini neden ısrarla tavsiye ettiğime gelirsek, insanoğluna sahip olduklarının ne kadar önemli şeyler olduğunu bu filmden daha çarpıcı bir şekilde anlatacak bir film yok ve bundan sonra da yapılmaycaktır, o yüzden bu filmi ya sinemada ya da dvd'si çıkınca, bir şekilde bulun ve izleyin ve bu filmden sonra hayatınızda bazı şeyleri çok daha fazla önemseyip, hayatın ne kadar değerli olduğunu ve bizim ne kadar önemli şeylere sahip olduğumuzu anlayın...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

2011'e Damga Vuracak Filmler


Başlığa bakıp yahu Ağustosa geldik senenin bitmesine 4 ay kaldı nerde bu filmler diyebilirsiniz ama en iyi filmler genelde senenin son 3 ayında vizyona girer, nedeni de tabi ki oscar adaylıkları ve oscar kazanma şansını arttırmaktır. 2011 senesi son 7 seneden çok daha kaliteli filmler izleyeceğimiz bir sene olacak, önce bunun garantisini vereyim size, son 7 senede hollywood kısır bir döngüye girdi ve maalesef senaryo sıkıntıları çekti ama bu sene ağır abi dediğimiz usta yönetmenlerinde el atmalarıyla çok kaliteli filmler ekimden itibaren izleyiciyle buluşacak, ve bu sene oscar savaşları da çok çetin geçecek.
Filmlerimize gelince kısaca yazarak sizlere tanıtayım.
The Ides of March:
Yazan, yöneten ve oynayan George Clooney, Clooney'in 4.yönetmenlik deneyimi olacak bu film ilk 3 denemede gayet olumlu tepkiler aldı, özellikle Good Night, and Good Luck çok iyiydi ve bu filmde en az onun kadar başarılı olacak hatta bu filmde en iyi senaryo belkide yönetmenlik oscarı neden gelmesin hatta oyunculuk... , Clooney bu filmle 2011'e damga vuracak.
The Descendant:
Alexander Payne'in bu drama-komedi türü filminde başrol yine Clooney'e ait ve az önce dediğim gibi 2011'e Clooney damgasını bu iki filmle vuracak ve oscardan eli boş dönmeyecek gibi. filme gelince bu senenin iyilerinden.
J. Edgar:
Fbi'ın efsane başkanı Edgar Hoover'ın hyatından bir kesit aktaran bu filmde yönetmen Clint Eastwood, Hoover'ı canlandıran da Leonardo di Caprio, film bu senenin en çok merak edilen filmi, Leo bu filmle oscarı alırmı, çok yakın ama rakipleride çok önemli isimler.
Extremeley Loud and Incredibly Close:
Bu film için tek yorum dahi yapmayacağım sadece kadroyu yazacağım: Tom Hanks, Sandra Bullock, Viola Davis, Max van Sydow, John Goodman ve James Gandolfini, evet hepsi birbirinden usta bu oyuncularla bu filmin kötü olma ihtimali varmı, tabi ki hayır merakla beklenen filmlerden biride bu film.
Hugo:
Martin Scorsese'nin bu seneki bombası da bu, 1930'un Parisinde geçen filmde bir yetimin hikayesi anlatılıyor. Başrolde Jude Law, Sasha Baron Cohen, sir Ben Kingsley ve genç yetenek Chloe Moretz var.
Moneyball:
Bu filmde karşımızda Brad Pitt var ve gerçek bir hayat hikayesini izleyeceğiz, Oakland bezbol takımının sahibi Billy Beane'in başarı hikayesi, Billy Beane'i canlandıran Pitt bu filmle en iyi oyuncu dalında oscara göz kırpacak.
The Tree of a Life:
Bu film zaten Cannes'da Altın Palmiye kazanarak 1-0 önde başlıyor yarışa, çok merak edilen filmlerde başı çeken usta yönetmen Terrence Malick'in bu baş yapıtında Brad Pitt ve Sean Penn adeta oyunculuk gösterisi yapıyorlar.
A Dangerous Method:
A History of a Violence ve Eastern Promises filmlerinin usta yönetmeni David Crononberg'in son filmi bu senenin en sarsıcı filmlerinden olacak çünkü psikoanaliz'in babaları sigmund freud ve carl jung'un arasındaki çekişmeyi derinlemesine ele alıyor, Freud'u Viggo Mortensen, Jung'u Michael Fassbender canlandırıyor.
We Bought a Zoo:
Jerry Maguire ve Almost Famous filmlerinin yönetmeni Cameron Crowe'un çektiği ve Scarlett Johansonn ile Matt Damon'un oynadığı film bu senenin merak edilen filmlerinden biri olarak göze çarpıyor.
WAR HORSE:
ve bu senenin en çok merak ettiğim filmi War Horse, Steven Spielberg'in yönettiği filmde 1.dünya savaşı bir atın gözünden anlatılıyor ve film oscarında en büyük adaylarından.
Tinker, Tailor, Soldier, Spy:
Gary oldman ve geçen senenin oscarlı oyuncusu Colin Firth ve bir thriller sanırım daha fazla açıklamaya gerek yok.
Carnage:
Usta yönetmen Roman Polanski'nin yönettiği filmde Kate winslet oscar aldıktan sonra ilk kez karşımıza çıkacak(3 sene aradan sonra) ve ona bir diğer oscarlı oyuncu Jodie Foster(2 oscar) eşlik edecek, filmin erkek oyuncuları ise yine bir oscarlı oyuncu Christoph wWltz ve usta oyuncu John c. Reilly.
The Iron Lady:
İngilterenin efsanevi başkanı Margaret Thatcher'ın hayatının anlatıldığı filmde Thatcher'i Meryl Streep canlandırıyor ve bu rolle 3.oscarına adeta kucak açıyor, film gerek tarihi bakımdan gerekse Streep'in harika oyunculuğu bakımından kesinlike bu senenin en merak edilen filmilerinden biri.
My Week with Marilyn:
Marilyn Monroe'nun kısa ve efsane hayatından bir kesit sunan filmde Monroe'yu Michelle Williams canlandırıyor ve bu filmde bu senenin beklenilen filmlerinden.
The Help:
Bir kadın hikayesi olan bu filmde Viola Davis oyunculuğuyla büyülerken ona Emma Stone, Bryce Dallas Woward ve Jessica Chestain eşlik ediyor.
CONTAGION:
Bu senenin en çok merak edilen filmlerinde bu film bir adım önde çünkü gerçekten yıldızlar topluluğu, yönetmen Steven Soderbergh (Traffic ve oceans serisi) oyuncular: Matt Damon, Marion Cotillard, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Jude Law ve John Wawkes evet bu film sırf bu kadro için bile izlenir merakla bekliyoruz.
Young Adult:
Charlize Theron ve Patrick Wilson'un oynadığı film boşandıktan sonra kasabasına geri dönen yazarın evli ve çocukları olan eski sevgilisiyle yaşamaya başladığı aşkı anlatılıyor.
On The Road:
Bir yol hikayesi olan bu film eğer zamanında vizyona girerse özellikle oyunculuklarıyla bir çok ödül töreninde ödülleri kucaklayacaktır, kucaklayacak oyuncular ise : Kirsten Dunst, Sam Riley ve Kristen Stewart. Ayrıca Viggo Mortensen, Amy Adams ve Steve Buscemide bu filmde usta oyunculuklarını sergiliyorlar.
The Rum Diary:
Herkesin bildiği ve izlemeye bayıldığı kült film Withnail & I filminin yönetmeni Bruce Robinson'un yönettiği filmdeJohnny Depp hem senaryoyu yazdı hem de oynadı ona genç oyuncu Amber Heard eşlik etti.
Drive:
Cannes'da en iyi yönetmen ödülünü alan Nicolas Winding Refn'in bu filmini izlerken yerinizde duramayacaksınız full adrenalin ve aksiyon dolu filmde Ryan Gosling, Christina Hendricks ve Carey Mulligan oynuyor.
Beginners:
Christopher Plummer, Ewan M cgregor ve Melanie Laurent'in oynadığı filmde Plummer oğlu Mcgregor'a gay olduğunu açıklayan bir baba'yı canlandırıyor.
ve son olarak
The Skin I Live in:
İspanya'nın usta yönetmeni Pedro Almodovar'ın son filminde usta oyuncu Antonio Banderas mükemmel bir oyunculuk sergiliyor ve oscar'a göz kırpıyor, film plastik cerrahın geçmiş trajedilerini anlatıyor.
Evet yukarıda yazdığım filmler bu sene ekim, kasım ve aralık aylarında dünyada ve ülkemizde vizyona girecekler, elinizden geldiğince sinemada izlemey çalışın, kaçırdıklarınızıda mutlaka dvd arşivinize katın derim, şimdiden iyi seyirler...

12 Temmuz 2011 Salı

Bütün renkler hızla kirleniyordu, Birinciliği sarı ve lacivert'e verdiler...


Geçen pazar patladı şike skandalı ve ilk dalga 2 gün önce pazar günü Aziz Yıldırım'ın tutuklanmasıyla sonuçlandı, Fenerbahçe taraftarı o sıralara Kadıköyde yürüyüş yapıyordu takımına destek için, daha öncesinde de topuk yaylasına gitmişlerdi, evet takıma destek vermek kesinlikle doğru bir davranış çünkü bende Fenerbahçe taraftarı gibi başta Aykut Kocaman olmak üzere tüm futbolcuların bu olaydan habersiz olarak toplarını oynayıp maçlarını kazandıklarını düşünüyorum ama Aziz Yıldırım'a verdikleri destek! onu anlamakta zorlanıyorum hatta anlayamıyorum, bu adam değilmiydi pendik sonrası Rüştüyü dövdüren, bu adam değilmiydi Mustafa Denizli için; o mu yaptı bizi şampiyon diyen( Mustafa Denizli Fenerbahçeyi şampiyon yapan ilk türk teknik direktördür), hele Aziz Yıldırım'ın tutuklanma haberi geldiğinde Kadıköyde toplanan Fenerlilerin çıkardığı olaylar hatta Metrise gitmeleri....
Aziz Yıldırım sportif anlamda olmasa da mali anlamda ve tesisleşme anlamında büyük katkıda bulunmuştur kulübe ama karanlık bir adam olmaktan asla çıkmamıştır, yanındakileri her zaman harcamıştır( Hakan Bilal Kutlualp, Sadettin Saran).
Ve sonuç olarak Aziz Yıldırım tutuklandı, mahkeme başlayacak suçlu yada suçsuz olduğu anlaşılacak, tabiki suçu kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur ama Fenerbahçe taraftarının bu tutumu gerçekten içler acısı...
Pazartesi itibariyle 2.dalga başladı şike operasyonunda ve Beşiktaş'ın hocası Tayfur Havutçu ile başkan yardımcısı Serdal Adalı da gözaltına alındılar mahkemeye çıkacaklar yarın,ya tutuklanacaklar yada serbest bırakılacaklar, Beşiktaş taraftarı bugün sosyal paylaşım sitelerinde eğer şike yaptıysak düşürün bizi, kirli bir kupa istemiyoruz diye bas bas bağırdı ve suçlu ise Serdal Adalı ile Tayfur Havutçu'nun suçlarını çekmelerini yazdılar, işte beşiktaş taraftarı burda ayrılıyor fenerbahçe taraftarından, adalete güveniyor ve daha da önemlisi kimse BEŞİKTAŞ dan büyük değildir diyor, Beşiktaş'ın adını lekeleyen herkes suçu neyse çeksin diyor, peki ya Fenerbahçe taraftarı ne yapıyor, Aziz Yıldırım'ı nerdeyse kulübünde önüne koyuyor...
Yazımı usta şair Özdemir Asaf'ın meşhur sözünü affınıza sığınarak biraz değiştirerek bitmek istiyorum, bütün renkler hızla kirleniyordu birinciliği sarı ve lacivert'e verdiler...

3 Temmuz 2011 Pazar

şike skandalı

Bu sabah yapılan operasyonla Fenerbahçe kulübü başkanı Aziz Yıldırım başta olmak üzere bir çok üst düzey kulüp yöneticisi ve bir kaç futbolcu göz altına alındı, malum ülkede Fenerbahçe taraftarı dışında Fenerbahçeyi seven yok, hep rakipleri desteklenir bunun en büyük sebebide Aziz Yıldırımdır, hep antipatik hep iddalı hep astığım astık bir ifadesi vardır çünkü Yıldırımın ve tehditvari açıklamaları hatta hakem odası basmaları federasyon üstünde bir şekilde baskı kurduğu hep söylenirdi ama bu sefer söylentiler ciddiyete bindi ve iddalar doğrultusunda bu sabah gözaltılar başladı, bu zamana kadar şike yapılmıyormuydu evet yapılıyordu hatırlayalım Galatasarayın 8-0 lık Ankaragücü galibiyeti sonunda şampiyon oluşunu ve daha bir çok örnek verebiliriz, eğer şike yapıldıysa zaten cezalar kesilecektir ve bu türk futbolu için bir dönüm noktası olacaktır umarım yargı cesur davranır ve herkes hak ettiği cezayı alır ve bundan sonra türk futbounda GERÇEK bir beyaz sayfa açılır.

23 Haziran 2011 Perşembe

Bloga dönüş

En son yazımı oscar tahminleri ve kırmızı halı üzerine yazmıştım , uzun zaman geçti , hiç bu kadar ara vermemiştim ve bundan sonra haftada en az 1 yazı ile karşınızda olacağım, hatta umarım 2 bazende 3 yazım olacak, bundan sonra düzenli yazacağım ve hedefim her hafta 1 klasik ve mutlaka izlenmesi gereken filmi burda detayları ile sizlere aktarmak , genelde sinema yazıyorum ve öyle devam edecek ama spor ve güncel olaylar hakkında da yazmaya devam edeceğim , ve en önemlisı artık düzenli yazacağım.